Prof. Dr. Acar Baltaş: Sağlık sektöründe çıkar çatışması

Günümüzde tıbbi alandaki çıkar çatışmasına acımasız ve ileri düzeyde rahatsız edici bir halka daha eklenmiştir. Bu halka özel hastahanelerde çalışan hekimlerin performans kriterlerinden önemli birinin, kendilerine konan “tıbbi tetkik” kotalarını doldurma zorunluluklarıdır.

Geçen yazımızda çıkar çatışmasını konu etmiş ve günlük hayatımızın her alanında ilişkide olduğumuz insanlarla çıkar çatışması içinde olduğumuzu belirtmiştik. Çıkar çatışması içinde olmanın rahatsız edici sonuçlar doğurduğu alanlardan birisi de finans sektörüdür. Dünyada en çok istismar eden ilaç pazarlama şirketleridir.

Karşılıksız iyilikle borçlandırmanın en yaratıcı örneklerinden birisi, bir ilaç şirketinin üzerinde kendi logosu bulunan siyah bir kupayı, sadece doktorlara değil, tıp öğrencileri ve stajyerlere dağıtması ve bununla belirli bir kahve zincirine gidildiğinde istendiği kadar ücretsiz kahve alınmasıydı. Bu saldırgan pazarlama taktiği daha sonra AMA (Amerikan Tıp Birliği) tarafından yasaklanmıştı.

Araştırmaların ortaya koyduğu çok çarpıcı bir bulgu da, hastaların sağlık profesyonelleri ile kurulan ilişkileri derinleştikçe ve güvenleri artıkça, sağlık profesyonelinin hastanın çıkarını değil kendi çıkarını daha fazla gözettiğidir.

Kongre mi, tatil mi?

İlaç pazarlama şirketleri uzun yıllardır hekimlere sadece maddi değeri yüksek hediyeler sunmakla kalmamış, aynı zamanda “bilimsel toplantı” adı altıda dünyanın veya ülkenin gözde tatil beldelerinde lüks seyahatler sunmayı doğal bir uygulama haline getirmişlerdir. Bu sırada ilaç şirketleri, çok büyük çoğunlukla, hekimlerden kendi ilaçlarını reçete etmeleri konusunda doğrudan bir talepte bulunmazlar. Çünkü böyle bir tutum ilişkiyi bilimselliğin kutsanmış alanından çıkartıp, ahlaki zaafı olan insanların “rüşvet” alanına sokar.

Ancak yaratılan borçluluk duygusunun, insan doğasının gereği olan karşılık verme davranışını doğurduğunu bilen pazarlamacılar cömertliklerinde sınır tanımazlar. Böylece hekimler kendilerine karşı cömert olan ilaç şirketlerinin ürünlerini hastalarına, kendilerine rüşvet verildiğini düşünmelerine neden olmadan, önermişler.

Sağlık profesyonellerini borçlandırmanın bir yolu da, ilaç şirketinin kendi ürününü meslekdaşlarına bilimsel konuşmalar yaparak tanıtması için ödeme yapmasıdır. Bu yöntemin esas yararı, kanaat önderi konumundaki bu kişinin, kendi anlattığı yarara giderek daha çok inanması ve o ürünün doğal bir sözcüsü konumuna gelmesidir.

Son yıllarda Türkiye’deki düzenlemelerle hekimlere verilen hediyelerin maddi değeri büyük ölçüde sınırlanmıştır. Bu konuyla ilgili düzenleme çalışmaları başlandığında bazı hekimlerin, çoğunluğunun yurt dışında yılda ondan fazla toplantıda misafir edildiği görülmüştür. Bunun sonucunda hekimlerin katılabileceği kongre sayısı, bilimsel bir tebliğ vermedikleri takdirde, iki ile sınırlandırılmıştır. Ancak buna da çözüm getirilmiş, geçmişte olmadığı kadar büyük bir poster tebliğ sunuşu ortaya çıkmıştır. Adı bilimsel de olsa, kongre düzenleyiciler kaılımcıların alacaklarıkatılım ücretelrinin atırına, bütün poster tebliğlerini kabul etmektedir.

Ülkemizde gelişmeler

Benzer şekilde Sağlık Bakanlığı, tıbbi tanıtım sorumlularının hekimlere yapacakları ziyaretlere büyük sınırlamalar getirmiştir. Bakanlığın yakın zamanda yapmayı düşündüğü düzenlemelerden birisi de, hekimin reçeteye ilaç adını yazmak yerine “etken madde” adını yazması ve böylece hekimin tercih imkanını kaldırmasıdır.

Günümüzde tıbbi alandaki çıkar çatışmasına acımasız ve ileri düzeyde rahatsız edici bir halka daha eklenmiştir. Bu halka özel hastahanelerde çalışan hekimlerin performans kriterlerinden önemli birinin, kendilerine konan“tıbbi tetkik” kotalarını doldurma zorunluluklarıdır. Bu durumda hasta ile doktoru arasındaki ilişkinin temelini oluşturacak olan “güven” duygusu, daha başlangıçta gölgelenmektedir.

Sonuç

Çıkar çatışması her alanda vardır ve kolayca önlenemez ancak azaltmak için bazı düzenlemeler yapılabilir. Örneğin, Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın yaptıkları bu konuda, bazı sakıncalar içerse de, bu yönde atılmış olumlu adımlardır. Diğer taraftan müşteri için yaptığı işlemlerde ve müşteri para kazandığında büyük ikramiyeler alan ancak müşteri parasını kaybettiğinde hiç bir sorumluluğu olmayan finans danışmanlarının; değerlendirdikleri şirketler tarafından ücretleri ödenen değerlendirme kuruluşlarının; ilaç şirketleri tarafından yaptıkları araştırmalar finanse edilen akademisyenlerin varlığı ciddi bir sorundur. Örneğin, Harward Tıp Fakültesi’ndeki 8900 akademisyenin 1600’ü, ilaç şirketleriyle herhangi bir şekilde bağları olduğunu bildirmiştir. Bu durum insan sağlığı üzerine ve bilimi temsil eden kurumların prestijine ciddi bir çıkar çatışması gölgesi düşürmektedir.

Kaynak: Elliott, C. : White Coat Black Hat Adventures on the Dark Side of Medicine Beacon Press, 2010 Ariely D. : Honest Truth About Dishonesty, Harper Collins Publication 2012 Wiltermuth S.S.: Cheating More When the Spoils are Split. Organizational Behavior and Human Decision Processes, 2011

Prof.Dr. Acar Baltaş’ın Sigorta Dünyası Dergisi’ndeki köşe yazısı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir