OKS’den çıkışların ardındaki ilk neden gelir yetersizliği

“Türkiye Sigorta Birliği tarafından yapılan bir ankete göre Bireysel Emeklilik Sistemi katılımcılarının yüzde 50’sinin bireysel emeklilik dışında bir tasarrufu bulunmuyor. Sistemden çıkışların ardında da çıkış gerekçelerine ilk neden olarak gelir yetersizliği ortaya çıkıyor. Ekonomik olarak zorlu süreçlerden geçilen dönemlerde vatandaşların bu tarz tasarruflarını nakde çevirme eğilimleri olduğunu biliyoruz.” 

Allianz tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 1950 yılında tüm dünyada 80 yaşın üzerinde olan kişilerin toplam nüfusa oranı yüzde 11 seviyesinde iken, bu oran 2017’de yüzde 20,9’a çıktı. 2050 yılına gelindiğinde ise bu oranın yüzde 27,9’a yükselmesi bekleniyor. Bir başka deyişle 2050 yılında emeklilik çağında bulunan 1,6 milyar insan olacak.

Taylan Türkölmez: “Birikimlerin banka kredilerine teminat olarak gösterilebilmesinin, 18 yaşından küçüklerin sisteme girişlerine imkan veren mevzuat değişikliğinin yapılması, sisteme yeniden dahil edilecek çalışanların 45 yaşını doldurmamış olmaları şartı aranması, çeyiz ve konut hesaplarının, sağlanan devlet destekleriyle birlikte bireysel emeklilik şirketlerince yönetilmesi gibi iyileştirmeler yapılabilir.  Ayrıca, mevcut düzenleme, işsiz kalındığında veya işyeri değiştirildiğinde yeni işyerinde  emeklilik planının bulunmadığı durumlarda, çalışanın talebi olmazsa sözleşmesinin  sonlandırılmasını gerekli kılıyor. Bu düzenlemenin de kaldırılması gerektiği düşüncesindeyiz.”

Konuyu değerlendiren Allianz Yaşam ve Emeklilik ile Allianz Hayat ve Emeklilik Şirketleri Genel Müdürü Taylan Türkölmez, benzer oluşumun Türkiye’de de gerçekleşmesinin beklendiğini söyledi. Bu nedenle özellikle emeklilik döneminde yaşam kalitesini artırmak için tasarruf etmekten başka bir çare bulunmadığını vurgulayan Türkölmez, “Buna ek olarak, sosyal güvenlik sisteminin emeklileri finanse etmekte zorlandığı bir süreç yaşadığımız da dikkate alındığında, Bireysel Emeklilik Sistemi’nde otomatik katılım sürecinin başlatılması son derece doğru bir karardı. Otomatik katılım, Türkiye’de 3 basamaklı emeklilik sisteminin 2’nci basamak yapılandırılmasında ve emeklilik sisteminin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesinde önemli bir adım. Gerek Bireysel Emeklilik Sistemi gerekse Otomatik Katılım Sistemi, bireylerin aktif çalışma döneminde tasarruf yapmasını sağlayarak, bu tasarrufların emeklilik döneminde ek gelir olarak kullanılmasına olanak verirken, ekonomiye de uzun dönemli kaynak yaratarak bireysel tasarruflar ile ulusal tasarruf düzeyinin artmasına katkıda bulunuyor. Bir yandan ikinci emeklilik geliri ile bireylerin emeklilikte refah seviyelerini arttırmayı bir yandan da mali sektörün daha sağlıklı işlemesine de yardımcı oluyor. Açıkçası, sektör oyuncuları olarak 2003’ten bu yana yaklaşık 6,9 milyon kişiye ulaşan sistemin, otomatik katılımın başlamasından bu yana 5, son bir yılda ise 2 milyon kişiyi bu platforma dahil etmiş olmanın son derece önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

“Bilinçlendirme çalışmaları hızlanmalı”

5 – 9 arası çalışanı bulunan 200-400 bin aralığında şirketin 1 Ocak 2019 itibariyle Otomatik Katılım Sistemi’ne dahil edildiğini hatırlatan Türkölmez, “Bunun da çok önemli olduğunu düşünmekle beraber insanlarımızın emeklilik dönemlerini planlayabilmeleri açısından otomatik katılım konusunda bilinçlendirme çalışmalarına hız vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Emeklilik sistemine, yalnızca emeklilik yatırım fonları şeklinde değil, emeklilik planlaması olan, müşteri ile şirket arasında yapılmış uzun vadeli bir kontrat olarak bakmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

İşveren katkısı için alternatif çözüm önerileri

Gerek Bireysel Emeklilik Sistemi’ne gerekse Otomatik Katılım Sistemi’ne dahil olan katılımcıların sistemde kalıcılığını sağlayacak bir dizi revizyona ihtiyaç olduğunu da düşünen Taylan Türkölmez bu konuda şunları söyledi: “Dünyada bireysel emeklilik fonlarının sermaye piyasalarına ve ekonomiye kaynak sağlamada başarı hikâyesi niteliğindeki örnek uygulamalara imza atan ülkelerin yakından izlenmesi ve sistemden ayrılanların ayrılma sebeplerinin iyi analiz edilerek iyileştirilmesi gereken noktalarda adımlar atılması önceliğimiz olmalı. Tüm dünyadaki başarılı otomatik katılım modeli örneklerinde işveren katkısı bulunuyor. Biz işverenlerimizin ne tür zorluklar içinde çalıştığını biliyoruz. Böyle bir ortamda ‘işveren katkısı yapılsın’ dediğimizde aslında bir ek yük geliyor. Ancak işverenlere ek yük getirmeden de Otomatik Katılım Sistemi’nde işveren katkısını başlatmanın yolları olduğunu söylüyoruz. İşverenlerin istihdam maliyetini artıracak olması nedeniyle işveren ve/veya devlet katkısının kademeli olarak uygulamaya alındığı bir geçiş yapılması uygun olabilir. Örneğin, yüzde 1 ile başlayıp belli bir sürede yüzde 3’e yükselmesi ve/veya başka bir işveren ödemesinden karşılanması (işsizlik sigortası) gibi modeller geliştirilebilir. Sektör olarak yükün paylaşıldığı ortak bir model üzerinde çalışılabileceği kanaatindeyiz.”

“Kamu, bilinci arttıracak teşvikleri düzenli olarak ele almalı”

Ayrıca, sistemin sürdürülebilir büyümesinin önünde, düşük müşteri farkındalığı, sınırlı tüketici ve sigortalılık bilinci, düşük finansal okuryazarlık gibi potansiyel engeller bulunduğundan da bahseden Türkölmez, bu açıdan,  başta sigorta şirketleri olmak üzere Türkiye Sigorta Birliği, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve diğer devlet organlarının sigortalılığı ve sigortalılık bilincini yaygınlaştıracak önlem ve teşvikleri düzenli olarak ele almasına ihtiyaç bulunduğunun altını çizdi.

Sistemden çıkışların ardındaki ilk neden gelir yetersizliği

Otomatik Katılım Sistemi’nin başlamasıyla birlikte, Bireysel Emeklilik Sistemi’nde yeni sözleşme sayılarının azaldığını, çıkışların ise arttığını söyleyen Türkölmez, bu konuyu şöyle değerlendirdi: “Öncelikle 2018 itibariyle 15’inci yılına ulaşan Bireysel Emeklilik Sistemi’nin belli bir doygunluğa ulaştığını söyleyebiliriz. Ek olarak, bireylerin “Ben otomatik katılıma dahil oluyorum, artık bireysel emekliliğe dahil olmama gerek yok” düşüncesinin de bu rakamlarda etkisi var. Bir taraftan diğer tarafa kayış olduğunu görüyoruz. Ayrıca, Türkiye Sigorta Birliği tarafından yapılan bir ankete göre Bireysel Emeklilik Sistemi katılımcılarının yüzde 50’sinin bireysel emeklilik dışında bir tasarrufu bulunmuyor. Sistemden çıkışların ardında da çıkış gerekçelerine ilk neden olarak gelir yetersizliği ortaya çıkıyor. Ekonomik olarak zorlu süreçlerden geçilen dönemlerde vatandaşların bu tarz tasarruflarını nakite çevirme eğilimleri olduğunu biliyoruz.”

Allianz Türkiye’nin mevcut bireysel emeklilik katılımcılarının fon büyüklüklerini doğru risk algılarına göre büyüterek, sistemde daha uzun süreli kalmalarını sağlamaya odaklandığını söyleyen Türkölmez bu konuda şöyle konuştu: Müşterilerimize çeşitli risk seviyelerine göre dengeli portföy yapılarında fon paketleri sunuyor, bu sayede de piyasalarda yaşanan çalkantılarda değer kayıplarını sınırlandırmaya çalışıyoruz. Bu paketler katılımcıların risk profiline uygun olarak, dengeli varlık dağılımı içeren  fon karmalarından oluşuyor. Böylece katılımcılarımızın beklentileri ile paralel getiriler elde edebiliyoruz. Özellikle kendi fon seçimlerini yapamayan, piyasaları yakından takip edemeyen katılımcılarımızın fon tercihlerini fon paketleri üzerinden yapmaları yönünde onları teşvik ediyoruz.

Aralık  2018 sonunda sektör getiri ortalaması yüzde 11,2 iken Allianz Yaşam ve Emeklilik şirketimizde yüzde 11,93 ve Allianz Hayat ve Emeklilik şirketimizde ise yüzde 11,92 getiri elde ettik.

Bireysel Emeklilik Sistemi’nde Allianz Türkiye olarak 2019 sonu hedefimiz ise 865 bin katılımcı sayısı ile fon büyüklüğünde yaklaşık 19 milyar TL’ye ulaşmak, otomatik katılım tarafında ise yaklaşık 400 bin katılımcıyı sistemde kalıcı kılmak.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir