Otomatik Katılım Sisteminden Neden Caydık?

Türkiye’de büyük hedeflerle hayata geçirilen otomatik katılım sistemi beşinci yılını geride bırakmak üzere. Peki, sistem şimdiye kadar nasıl bir performans gösterdi? Katılımcıların sistemle ilgili algısı ne? Dünyadaki diğer ülkelere göre nasıl bir noktadayız?

BNP Paribas Cardif Ürün Yönetimi Müdürü Dr. Hasan Meral, Sigorta Strateji ve Sigorta Dünyası için yazdı:

Otomatik katılım uygulaması, Bireysel Emeklilik Sistemine olan katılımı artırmak için son yıllarda birçok ülke tarafından hayata geçirilmiş bir sistem. Bu uygulamada kamu otoritesi bireyleri bir tür “dürtme” yardımı ile BES’e otomatik olarak dahil ediyor ve gelecekleri için daha fazla tasarruf yapmaya yönlendiriyor.

Otomatik katılım uygulamasının zorunlu emeklilik sisteminden en temel farkı katılımcılara sistemden ayrılma serbestisi tanınması. Kişiler her ne kadar sisteme zorunlu olarak dahil ediliyor olsalar da cayma haklarını kullanarak sistemden ayrılabiliyorlar. Uygulamanın temel varsayımı ise sistemde kalmak zorunlu olmasa da belirli sayıda kişinin sistemde kalmayı tercih edeceği. Gerçekten de uygulamanın hayata geçirildiği tüm ülkelerde bireysel emeklilik sistemi kapsama oranlarında az ya da çok bir artış yaşanmış. Ancak belirtmek gerekir ki bazı ülkeler uygulamadan büyük faydalar elde etmişken, diğerleri daha sınırlı sonuçlarla yetinmek zorunda kaldılar.

Türkiye’deki Otomatik Katılım Sistemi 1 Ocak 2017 tarihinde, 18-45 yaş aralığındaki kamu ve özel sektör çalışanlarını kapsayacak şekilde uygulamaya kondu. Bu kapsamda çalışanlar 2017 – 2019 yılları arasında kademeli olarak BES’e dahil edildiler. Çalışanlar sisteme dahil edildikleri tarihten itibaren iki ay içinde cayma haklarını kullanarak sistemden ayrılma hakkına sahipler, bu durumda katılımcıların ödedikleri katkı payları, varsa getirileriyle birlikte herhangi bir kesinti yapılmadan on gün içinde kendilerine iade ediliyor.

Türkiye’deki otomatik katılım sistemiyle ilgili genel bir bilgilendirme yaptıktan sonra sistemin dört yılın sonundaki performansına bakalım. Dört yıllık süre içinde sisteme 18,7 milyon kişi dahil edildiğini ve bu kişilerin %69’unun sistemden ayrıldığını görüyoruz. Sistemden ayrılma oranının en yüksek olduğu grup, toplam katılımcıların %41’ini oluşturan 25-34 yaş aralığındaki kişiler. Bu gruptaki otomatik katılım sistemine dahil edilen 100 kişiden yalnızca 27’sinin sertifikası devam ediyor. Bireysel emeklilik sisteminin uzun vadeli bir tasarruf aracı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, özellikle bu yaş grubundaki sonlanma oranlarının çok yüksek olması, Türkiye’de otomatik katılım sisteminin potansiyelinin altında bir performans gösterdiğini ortaya koyuyor.

Dünyanın diğer ülkelerindeki otomatik katılım uygulamalarına bakıldığında, OKS’de devam oranlarının en düşük olduğu ülkeler arasında Türkiye’nin yanında İtalya ve Şili ön plana çıktığını görüyoruz. 2017 yılı itibariyle Şili’de otomatik katılım uygulamasına dahil edilenlerin %26’sı birikim yapmaya devam etmiş, İtalya’da ise bu oran sadece %6. Otomatik katılım sisteminin başarı ile uygulandığı ülkeler arasında yer alan Yeni Zelanda ve Birleşik Krallık’ta 2018 yılı itibariyle bu oranlar %84 ve %90 olarak gerçekleşmiş.

Türkiye’deki cayma oranlarının bu denli yüksek olmasının nedenlerini daha iyi anlamak için değerli meslektaşım Yiğit Şener’le yaptığımız bir araştırmada dikkat çekici sonuçlarla karşılaştık. Otomatik katılım sistemine en az bir kere dahil olan yaklaşık 400 kişiyle yaptığımız anket çalışmasında katılımcılara sosyo-demografik bilgilerin yanında finansal okuryazarlık düzeyleri, finansal refah seviyeleri, gelecek kaygılarına ve OKS uygulamasına duydukları güvene ilişkin sorular yönelttik.

Bizi en fazla şaşırtan nokta katılımcıların sistemde kalma veya cayma tercihleri ile gelir durumları, refahları veya diğer finansal davranışları arasında istatistiki bir bağ kurulamamasıydı. Hatta finansal okuryazarlık düzeyi bile bu kararın verilmesinde bir etken değildi. Katılımcıların büyük oranda otomatik katılım sistemine duydukları güven düzeyine bağlı olarak karar verdiği anlaşılıyordu.

Buradan anlıyoruz ki katılımcılar otomatik katılım sistemini zihinlerinde bir tasarruf aracı olarak konumlandırmıyorlar. Zira gelir düzeyi yüksek, düzenli tasarruf alışkanlığına sahip, finansal stres seviyesi düşük olan katılımcıların otomatik katılım sistemine kalma tercihleri diğer gruplardan anlamlı olarak farklılaşmıyor. Otomatik katılım sistemi toplumun büyük kesimi tarafından bir nevi vergi ya da “zorunlu kesinti” olarak algılanıyor. “Kesintilerin” uzun vadede kendilerine fayda sağlayacağına inananlar sistemde kalıyor, diğerleri ise cayıyor. Bu sonuçlar bize finansal kararlarımızın ne derece duygusal temelli olabileceğini gösteriyor.

Türkiye’de otomatik katılım sistemi ile 6 milyon kişinin BES’e kazandırılmış olması hiç şüphesiz önemli bir başarı. Bununla birlikte cayma oranlarının bu denli yüksek olması da uygulamanın potansiyelinin altında bir performans gösterdiğini düşünmemize neden oluyor. OKS’de cayma oranlarının düşürülmesi ve kapsama oranlarının artırılması konusunda önemli bir gelişim alanımız var. Hem kamu kurumları hem de emeklilik şirketleri bu konuda kapsamlı çalışmalar yürütüyor. Bu çalışmalara büyük saygı duymakla birlikte inanıyorum ki her şeyden önce başarmamız gereken çalışanların Otomatik Katılım Sistemi’ne olan güvenini artırmak olmalı.


Bu makale Hasan Meral ve Yiğit Şener’in Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Dergisi’nde yayınlanan “Türkiye’de Otomatik Katılım Sistemi Kapsamındaki Çalışanların Sistemde Kalma Tercihlerini Etkileyen Faktörlerin Analizi” isimli makalesinden derlenmiştir.

Makaleyi okumak için: https://dergipark.org.tr/en/pub/aujfe/issue/62506/932928

Hasan Meral

Marmara Üniversitesi’nde Aktüerya (Lisans), Sigortacılık (Yüksek Lisans) ve Bankacılık (Doktora) programlarını tamamladı. Finans sektöründe ürün yönetimi, underwriting ve müşteri yönetimi alanlarında çalıştı. Davranışsal ekonomi ve dijital pazarlama alanlarında eğitim ve danışmanlık hizmetleri vermektedir. Ayrıca Sigorta Dünyası dergisi yazarıdır.