Bayar’dan Tunaman’a: Erken Cumhuriyet Sigortacılığının Aktörleri

Yetişmiş Türk kadroların eksikliği ve yabancı şirketlere olan bağımlılık, ulusal sigortacılığın gelişimini yavaşlatıyordu. Ancak yabancı sigorta şirketlerinin varlığı, bir yönüyle yerli sigortacıların deneyim kazanmasını sağlıyordu. Bu dönemin en büyük kazanımlarından biri, Türk sigortacılığının sembol isimlerinden biri olacak Rabbani Tunaman gibi bir ismin yetişmesiydi. Tunaman, derin tecrübesi ve keskin öngörüsüyle, gelecek 15 yıl boyunca Türk sigortacılığının yönünü belirleyen kişi olacaktı.

1929’da Anadolu Sigorta ve Milli Reasürans piyasanın en önemli oyuncuları haline gelmiş, ancak henüz bağımsız bir yapıya kavuşmamıştı. Milli Reasürans da kardeşi Anadolu Sigorta gibi Union grubu tarafından yönetiliyordu. Bu kapsamda %10’luk bir pay da Union’a devredilmişti. Dahası, şirketin genel müdürlük koltuğunda Swiss Re’den bir temsilci oturuyordu. Ancak, bu tablo üç yıl sonra değişti; dönemin başbakanı Celal Bayar’ın oğlu Refi Bayar, şirketin genel müdürlüğüne atandı.

İlginç bir şekilde Bayar, bu göreve gelmeden önce Union’da staj yapmış, ardından İsviçre’ye giderek Swiss Re’de iki yıl çalışmıştı. Bayar’ın henüz 28 yaşındayken bu denli önemli bir göreve getirilmesi, Hükümetin Milli Reasürans üzerindeki nüfuzuna ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.

Yetişmiş Türk kadroların eksikliği ve yabancı şirketlere olan bağımlılık, ulusal sigortacılığın gelişimini yavaşlatıyordu. Ancak yabancı sigorta şirketlerinin varlığı, bir yönüyle yerli sigortacıların deneyim kazanmasını sağlıyordu. Bu dönemin en büyük kazanımlarından biri, Türk sigortacılığının sembol isimlerinden biri olacak Rabbani Tunaman gibi bir ismin yetişmesiydi. Tunaman, derin tecrübesi ve keskin öngörüsüyle, gelecek 15 yıl boyunca Türk sigortacılığının yönünü belirleyen kişi olacaktı.

Rabbani Tunaman: Kurucu Lider

Tunaman, birçok sigortacı gibi kariyerine Union Sigorta’da adım attı. Burada kazandığı deneyimden sonra İtimadı Milli Sigorta’ya geçti. Anadolu Sigorta kurulduktan birkaç yıl sonra şirketin müdürlük koltuğu kendisine teslim edildi. Tunaman bir süreliğine her iki şirkette birden çalışacaktı.

1935 yılında Tunaman, yedi yıldır Anadolu Sigorta’nın müdürlüğünü yapıyordu. Güven Sigorta’nın kurulmasıyla birlikte Tunaman Anadolu’dan ayrılacak ve yeni şirketin başına geçecekti. Anadolu Sigorta şimdi de en önemli yöneticisini kaydediyordu. Tunaman liderliğindeki Güven Sigorta, ilk iş olarak eski reasürans sözleşmelerini feshedecek ve Londra piyasasında görüşmelere başlayacaktı. Güven Sigorta, kısa sürede Milli Reasürans’ın birkaç yıl önceki anlaşmasından çok daha avantajlı koşullarda sözleşmeler imzalamayı başardı.

Anadolu Yeniden Yapılanıyor

Pazardaki yeni oyuncu, özellikle Anadolu Sigorta için ciddi bir tehdit unsuruydu. Daha önce Anadolu Sigorta’nın müşterisi olan Sümerbank ve Emlak Kredi Bankası’nın sigorta işlemleri Güven Sigorta’ya geçecekti. Dahası, Güven’in kamu şirketi statüsü, devletin sigorta işlerinde Anadolu’ya karşı güçlü bir rakip olabileceği anlamına geliyordu. Bu durum, Anadolu Sigorta yönetimini stratejik bir adım atmaya itti. Union grubundaki hisselerin devri için Ziraat Bankası ile masaya oturuldu. Birkaç ay içinde anlaşmaya varıldı ve 1936 yılında Union grubundaki %45’lik hisse Ziraat Bankası’na devredildi. Bu hamleyle Anadolu Sigorta da kamu iştiraki haline gelecek ve rekabet gücünü korumayı başaracaktı.

Kazananı Olmayan Oyun

1938 yılına gelindiğinde sigorta piyasasında onlarca yıldır süren yabancı hakimiyetini geride kalmış, yerli şirketlerin payı %54’e ulaşmıştı. Pazarda 6 yerli şirkete karşın 24 yabancı şirket vardı. Ancak Generali ve Union dışındaki yabancıların üretimi oldukça sınırlıydı. Anadolu Sigorta %33’lük pazar payıyla sektörün tartışmasız lideri konumundaydı. İttihadi Milli ve Umum Sigorta yarışta geride kalmıştı; Güven ve Ankara ise henüz emekleme aşamasındaydı.

1928-1938 dönemi politikalarının en belirgin sonucu sigorta sektöründeki daralma oldu. 1928 yılında 7,2 milyon lira civarında olan sigorta prim üretimi, 1938’e gelindiğinde 5,1 milyona düşmüştü. Ancak bu daralma, yerli ve yabancı sigorta şirketleri açısından farklı dinamikler doğurdu. Yerli sigorta şirketleri bu dönemde %43’lük bir prim artışı elde etmeyi başardı. Yabancı sigorta şirketleri için tablo dramatikti; on yılın sonunda yabancı şirketlerin prim üretimi neredeyse yarı yarıya azalmıştı.

Sigorta sektöründe ulusal şirketlerin ağırlığı artıyor, ancak sigortacılığın ülke ekonomisindeki payı azalıyordu. 1928 yılında %0,44 ile tarihi zirvesine ulaşan sigorta penetrasyonu, 1938’de %0,27’ye gerilemişti. Bu çarpıcı düşüş, Türk sigorta sektörünün milli gelirdeki payının 45 yıl öncesine, yani Osmanlı Umum Sigorta’nın kurulduğu 1893 düzeylerine dönmesi anlamına geliyordu.

Türkiye’nin 1929-1938 döneminde izlediği korumacı politikalar, devletin sigorta sektörü üzerindeki kontrolünün sistematik olarak artmasına neden oldu. Devletin ekonomideki rolü belirgin hale geldikçe, sigortacılık da kamu politikalarının bir uzantısı haline geldi. Böylece Türk sigorta sektöründe uzun yıllar sürecek kamu bağımlılığı dönemi başlamış oldu.