eko-lojik: EAT-Lancet Komisyonu’ndan adil ve sürdürülebilir beslenme çağrısı

Küresel gıda sistemleri hem iklim krizini derinleştiriyor hem de sağlık ve gelir eşitsizliklerini büyütüyor. EAT-Lancet Komisyonu, “adil ve gezegen dostu bir beslenme modeli” önerisiyle bu tabloyu değiştirmeye yönelik yeni bir yol haritası sundu. Komisyona göre kırmızı et, süt ve işlenmiş gıdaların aşırı tüketimi hem kronik hastalıkları artırıyor hem de yüksek karbon salımına neden oluyor. Bu nedenle bitkisel protein kaynaklarının ağırlık kazandığı bir beslenme biçimine geçilmesi öneriliyor.

Fransız gazetesi Le Monde’un haberine göre, dünyanın dört bir yanında artan gıda güvensizliği, obezite ve çevresel yıkım sorunlarına karşı çözüm arayışları sürerken, EAT-Lancet Komisyonu yeni raporuyla dikkat çekici bir uyarıda bulundu. Rapor, mevcut gıda sistemlerinin insan sağlığı, biyolojik çeşitlilik ve iklim açısından sürdürülemez bir noktaya geldiğini belirtiyor. Komisyon, üretimden tüketime uzanan tüm zincirde köklü bir dönüşüm olmadan “gezegenin beslenemez” hale geleceğini vurguluyor.

Adil ve sağlıklı beslenme modeli

Norveç merkezli EAT platformu ile tıp dergisi The Lancet iş birliğinde hazırlanan rapor, “adil, sağlıklı ve sürdürülebilir” bir beslenme modelinin ana hatlarını ortaya koyuyor. Bilim insanlarına göre dünya genelinde kişi başına düşen kalori miktarı yeterli olsa da bu kalori adil dağılmıyor. Gelişmiş ülkelerde aşırı tüketim ve israf yaşanırken, Afrika ve Güney Asya gibi bölgelerde milyonlarca insan yetersiz besleniyor.

Raporda öne çıkan en önemli önerilerden biri, et ve hayvansal ürün tüketiminin azaltılması. Komisyona göre kırmızı et, süt ve işlenmiş gıdaların aşırı tüketimi hem kronik hastalıkları artırıyor hem de yüksek karbon salımına neden oluyor. Bu nedenle bitkisel protein kaynaklarının (bakliyatlar, tahıllar, sebze ve meyveler) ağırlık kazandığı bir beslenme biçimine geçilmesi öneriliyor.

Küresel dönüşüm zorunlu

Komisyon üyeleri, mevcut sistemin 20. yüzyılda açlıkla mücadele amacıyla kurulduğunu ancak artık çağın gereklerine yanıt veremediğini belirtiyor. Bugün gıda üretimi, toplam sera gazı salımının üçte birinden, tatlı su kullanımının yüzde 70’inden ve ormansızlaşmanın büyük bölümünden sorumlu durumda. Uzmanlara göre “tarımsal verimlilik” odaklı politikalar, çevresel maliyetleri göz ardı ettiği için artık çözüm değil, krizin parçası haline geldi.

Rapor, aynı zamanda gelir dağılımı ve ticaret politikalarının gıda adaleti üzerindeki etkisine de dikkat çekiyor. Üretici ve tüketici arasında giderek büyüyen değer zinciri farkı, tarım çalışanlarının gelirlerini baskılarken büyük şirketlerin piyasa üzerindeki hâkimiyetini artırıyor. Komisyon, bu nedenle “adil gıda sistemleri” kavramını sadece çevre odaklı değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal eşitlik temelinde ele alıyor.

Geleceğe dair senaryo

EAT-Lancet Komisyonu, hükümetlerin gıda sistemlerini Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu hale getirmesi gerektiğini belirtiyor. Aksi halde, 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunun beslenme ihtiyacını karşılamak için gereken doğal kaynak miktarı, gezegenin taşıma kapasitesini aşacak.
Rapora göre bu dönüşüm sadece bireysel beslenme tercihleriyle değil, aynı zamanda tarım politikaları, fiyatlandırma sistemleri ve uluslararası ticaret anlaşmalarıyla birlikte yürütülmeli.

Sağlıklı insanların ancak sağlıklı bir gezegende yaşayabileceğini öne süren Komisyon Başkanı Johan Rockström, “Bugün sadece ne yediğimizi değil, nasıl ürettiğimizi ve kimin fayda sağladığını da sorgulamak zorundayız” diyor.

Et konusundaki kültürel engeller

EAT-Lancet uzmanlarına göre, önerilen dönüşümün önündeki en büyük engellerden biri politik ve kültürel direnç. Birçok ülkede et temelli beslenme alışkanlıkları kültürel kimliğin parçası olarak görülüyor. Ayrıca tarım ve hayvancılık sektörlerine sağlanan sübvansiyonlar, çevre dostu üretim modellerinin yaygınlaşmasını zorlaştırıyor. Bununla birlikte, raporun vurguladığı “adil geçiş” ilkesi, üreticilerin bu dönüşümden zarar görmemesi için uluslararası finansal destek mekanizmalarının devreye alınmasını öneriyor.