Zeynep Stefan: Afet Tahvillerinde Yeni Zirve

Solvency II ile oldukça sıkı koşullara bağlandığını ve 2026-2028 yılları arasında herhangi bir güncelleme beklemememiz gerektiğini bildiğimiz yatırım sınırlarında sigorta ve reasürans şirketleri harika bir “açılım” gerçekleştirdiler ve finansal performansa dayanan yatırım ürünlerine olan limitleri finansal piyasalarla ilişkisi olmayan yatırım ürünleri ile yani ILS (Insurance-Linked Securities / Sigorta Temelli Tahviller) ile genişlettiler. Böylelikle stres testlerinde bile tam anlamıyla değerlendirilmeyen bir yatırım alanı ortaya çıktı ve yatırım performansının ana belirleyicisi finansal piyasalardan iklim ve afet şartlarına bağlanmış oldu.

-Dr. Zeynep Stefan

Sigorta sektörü 2025 yılı sonuçlarını açıklamaya devam ediyor. Özellikle reasürans alanında 2025 yılı beklentilerinin çok üstünde karlar elde edildi ve küresel anlamda risk iştahını da belirleyen reasürans kapasitesi %10’a yaklaşan artışla 790 milyar dolar sınırına yaklaştı. İklim değişikliğinin belirleyici olduğu afet ve kayıplarda ciddi bir maliyet artışı kaydedilse de sektör genelinde teknik karda %10’u aşan bir iyileşme gerçekleştirildi. Bu oldukça önemli bir başarı. Bunun devamında elde edilen kayda değer mali büyüklüğün hangi alanlarda kullanılacağı ve nasıl yatırıma yönlendireceği soruları gelmekte. Zira, elde edilen kar siber risk, tokenizasyon ve dijital varlıklar gibi pek bilinmeyen alanların araştırılması ve teminat altına alınabilecek hale getirilmesi için kullanılabilir veya temettü olarak dağıtılarak yatırımcıların iştahları canlı tutulabilir. Şimdilik yeni alanların sigortalanması ve ürünler geliştirilmesi ile alakalı herhangi bir açıklama veya 2026 projeksiyonu sunulmamış durumda. Ne yazık ki.

Peki maliyetlerdeki bu yüksek artışa rağmen sigorta ve reasürans şirketlerinin karlarındaki bu yükselişin arkasında ne vardı? Aslında cevap genişletilen yatırım ikliminde saklı. Solvency II ile oldukça sıkı koşullara bağlandığını ve 2026-2028 yılları arasında herhangi bir güncelleme beklemememiz gerektiğini bildiğimiz yatırım sınırlarında sigorta ve reasürans şirketleri harika bir “açılım” gerçekleştirdiler ve finansal performansa dayanan yatırım ürünlerine olan limitleri finansal piyasalarla ilişkisi olmayan yatırım ürünleri ile yani ILS (Insurance-Linked Securities / Sigorta Temelli Tahviller) ile genişlettiler. Böylelikle stres testlerinde bile tam anlamıyla değerlendirilmeyen bir yatırım alanı ortaya çıktı ve yatırım performansının ana belirleyicisi finansal piyasalardan iklim ve afet şartlarına bağlanmış oldu.

ILS içerisinde değerlendirdiğimiz ve A.B.D. piyasası için büyük önem taşıyan 144A özellikli tahviller için de 2025 yılı rekorlarla dolu bir yıl oldu. 144A, 2013’de A.B.D. sermaye piyasaları düzenleyici kurumu “S.E.C.” (US Securities and Exchange Commission) tarafından yürürlüğe alınan ve belli bir yatırım eşiği üstü nitelikli yatırımcıların yer aldığı gruba yönelik hızlı tahvil ihraç imkanı veren bir kontrol yapısı. 2025 içerisinde bu piyasaya yönelik ihraç faaliyetleri de inanılmaz gelişme gösterdi ve yılı 60,7 milyar Dolar gibi yüksek bir hacimle kapattı. Özellikle Eylül ayında gördüğümüz talep artışının hızla arz ile buluşturulması ve yatırıma yönlendirilmesi, sigorta ve reasürans sektörlerinde özellikle yatırım ayağında dijitalleşmenin getirdiği kazanımların ne kadar önemli olduğunu bir kere daha göstermekte. 2025 yılı, kamu temelli ILS’lerin yanında özel sektörün de büyük tutarlarda tahvil ihraç ettiği bir dönem olduğundan oldukça önemli. 2026 yılında ise sektöre tahvil ihracında hem arz hem de talep tarafında yer alacak daha çok yatırımcı girmesi beklenmekte.

ILS oldukça basit bir yatırım ürünü olmakla birlikte incelediğinizde afet tahvillerinin büyük çoğunluğunu oluşturduğunu, özel sektör ve konut kredilerinin oldukça küçük bir oranda sepette yer aldığı görmekteyiz. 2008 ekonomik krizi olmasaydı konut kredilerinin yer aldığı teminatların daha çok talep görmesini bekleyebilirdik. 144A özellikli tahvillerde 2025 yılı son çeyreği 6,9 milyar dolarlık  bir ihraç ile kapandı ve bu büyük hacmin önemli bir kısmı siber risk temelli afet tahvillerinden geldi. Böylelikle 2026 yılında, özellikle Kuzey Amerika piyasasında daha fazla siber risk ürününü piyasada bulabileceğiz. Ben bu anlamda dijital varlıklar ve tokenizasyonla alakalı sektörün aradığı yenilikçi ürünlerin de öncelikle Kuzey Amerika piyasasından çıkacağını düşünüyorum. Bununla birlikte sermaye piyasalarından daha fazla yatırım şirketinin sigorta ve reasürans şirketleri ile iş birliği gerçekleştirerek ILS yatırım piyasasına ürün sunmaları da bu alandaki ürün fiyatlarının düşmesine ve farklı risk iştahlarına sahip yatırımcıların sektöre taleplerini sunmasına yardımcı olacaktır. Düşen fiyatlarla artan talebe katkı sağlayacak diğer bir unsur ise dünya genelinde artan jeopolitik riskle birlikte ILS’ye olan talebin de artması. İki farklı risk kulvarındaki bu kadar farklı unsurların herhangi bir şekilde bir araya gelebileceği, afet riski ve jeopolitik riskin birbirini pozitif anlamda bu şekilde besleyebildiği bir piyasaya şahit olmak da bizim neslimize özel bir durum olsa gerek.