Dönüşen demografinin sürdürülebilir yönetimi için ilk adres sigortacılık

Türkiye Sigorta Birliği’nin desteğiyle Sigorta Strateji tarafından düzenlenen Sigortalı Anadolu Zirvesi’nin üçüncü buluşması Ankara Üniversitesi ev sahipliğinde “Demografik Dönüşüm Sürecindeki Türkiye: Sigortacılara Düşen Roller” başlığıyla gerçekleştirildi. SEDDK, sektör temsilcileri, akademisyenler ve öğrencileri bir araya getiren etkinlikte sigortacılıkta eğitim dönüşümü, sigorta bilincinin artırılması ve sektörün geleceği masaya yatırıldı.

Türk sigorta sektörünün öncü kurumlarını, üst düzey yöneticilerini ve akademi dünyasını tek bir çatı altında buluşturan “3. Sigortalı Anadolu Zirvesi”, Ankara Üniversitesi ev sahipliğinde 8-9 Mayıs’ta gerçekleştirildi. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) ana sponsorluğunda ve Sigorta Strateji organizasyonuyla düzenlenen zirvede, sektörün mevcut yapısı, geleceğe yönelik stratejik vizyonu, akademi ile olan bağları ve demografik dönüşümün getirdiği yenilikler en ince ayrıntısına kadar masaya yatırıldı.

“Demografik Dönüşüm Sürecindeki Türkiye: Sigortacılara Düşen Roller” başlığıyla düzenlenen Zirvenin ilk bölümünde, üniversite eğitimi ile sigorta sektörünün pratik uygulamaları arasındaki köprülerin nasıl güçlendirileceği ve insan kaynağının nasıl dönüştürüleceği konuları üzerine “Sigortacılıkta Eğitim ve Kültür Dönüşümü Çalıştayı” gerçekleştirildi. İkinci gününde ise paneller ve kariyer sunumlarıyla zirve tamamlandı.

Ahmet Yaşar: Sigortacılığın geleceğini eğitim ve gençler şekillendirecek

Konferansın açılışında konuşan Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar, sigortacılığın gelişmesi ve tabana yayılması açısından eğitimin kritik önem taşıdığına dikkat çekti. Yaşar, “Türkiye Sigorta Birliği olarak eğitimi ve bilgiyi merkezimize koyuyoruz. Bugün burada başlayan bu değerli buluşmanın ülkemizin dört bir yanında devam etmesini gönülden arzu ediyoruz” dedi.

Sigortacılık mesleğine olan ilginin her geçen gün arttığını belirten Yaşar, sektörün gençler için önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Sigortacılık; yapay zekâ, veri analitiği ve dijitalleşmenin etkisiyle geleceğin en dinamik meslek alanlarından biri haline geliyor. Türk sigorta sektörü; sigorta ve reasürans şirketlerinden acentelere, brokerlerden eksperlik şirketlerine kadar geniş yapısıyla ciddi bir istihdam alanı oluşturuyor.”

Türkiye sigorta sektörünün ekonomik büyüklüğüne de değinen Yaşar, sektörün son yıllarda güçlü bir gelişim gösterdiğini belirterek;

  • Türk sigorta sektörünün aktif büyüklüğünün 4 trilyon TL seviyesine yaklaştığını,
  • Prim üretiminde güçlü büyüme ivmesinin sürdüğünü,
  • BES ve hayat branşlarıyla birlikte sektörün uzun vadeli tasarrufların artırılmasında stratejik rol üstlendiğini,
  • Sigortacılığın ekonomik sürdürülebilirlik, yatırım güvenliği ve toplumsal dayanıklılık açısından kritik bir işlev gördüğünü ifade etti.

Gençlere özel mesaj veren Yaşar, “Teknolojinin içine doğan gençlerimizin fikirleri ve girişimleri sigortacılığı dönüştürecek. Sigortanın önemini topluma anlatmada sizlere çok ihtiyacımız var. Sizleri yalnızca bir mesleğe değil; toplumun geleceğini güvence altına alan stratejik bir alana davet ediyoruz. Çünkü sigortacılık; insanların en zor anlarında yanında olabilme sorumluluğunu taşıyan çok özel bir meslektir.” diye konuştu.

SEDDK Başkan Yardımcısı Kurtulan: Demografik dönüşüm sigortacılığa stratejik sorumluluk yüklüyor

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan, konuşmasında zirvenin bu yıl “Demografik Dönüşüm Sürecindeki Türkiye: Sigortacılara Düşen Roller” temasıyla gerçekleştirilmesini son derece yerinde ve stratejik bir tercih olarak değerlendirdi. Cumhurbaşkanlığı tarafından ilan edilen “2026-2035 Aile ve Nüfus 10 Yılı” vizyonuyla zirvenin temasının güçlü bir paralellik taşıdığına dikkat çeken Kurtulan, önümüzdeki dönemde sigortacılık sektörünün sosyal ve ekonomik istikrarın korunmasında kritik bir rol üstleneceğini vurguladı.

Modern dünyanın yalnızca dijitalleşmenin değil, aynı zamanda toplumsal yapıdaki köklü değişimlerin etkisiyle de önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirten Kurtulan, Türkiye’de doğurganlık hızının 1,48 seviyesine gerilemesi ve 65 yaş üstü nüfus oranının yüzde 11’in üzerine çıkmasının geleceğin ihtiyaçlarının bugünden planlanmasını zorunlu hale getirdiğini ifade etti. Bu dönüşümün sigortacılığı yalnızca finansal bir araç olmaktan çıkararak toplumun geleceğe hazırlanmasında stratejik bir güvenlik ve dayanıklılık mekanizmasına dönüştürdüğünü söyledi.

Öğrencilere de özel mesaj veren Kurtulan, gençlerin yalnızca geleceğin sigortacıları değil, aynı zamanda dönüşümün mimarları olacağını belirterek şunları kaydetti: “Akademik bilgi birikiminizin sektörün dinamizmiyle birleşmesi, ülkemizin finansal dayanıklılığını güçlendirecektir. Bizler SEDDK olarak her zaman sizlerin yanındayız ve her türlü katkıyı sunmaya hazırız. Uzman yardımcılığı alanında önümüzdeki dönemde de alımlarımız devam edecek olup, özellikle aktüerya mezunlarının kurumumuza katılımını önemsiyoruz.”

Kurtulan, konuşmasının sonunda demografik dönüşümün beraberinde getirdiği fırsatların ve risklerin doğru analiz edilmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin “Aile ve Nüfus 10 Yılı” vizyonuna sigorta sektörü olarak en güçlü katkıyı sunma konusunda kararlı olduklarını ifade etti.

Prof. Dr. Necdet Ünüvar: Eğitimli genç nüfus Türkiye’nin en önemli gücü

Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar da konuşmasında gençliğin, eğitimli insan kaynağının ve nitelikli uzmanlaşmanın Türkiye’nin geleceği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Üniversitelerin yalnızca akademik bilgi üreten kurumlar olmadığını, aynı zamanda ülkenin ekonomik ve toplumsal kalkınmasına yön veren merkezler olduğunu belirten Ünüvar, sigortacılık sektörünün de değişen dünya koşullarında stratejik öneminin giderek arttığını ifade etti. Özellikle risk yönetimi, finansal güvence ve toplumsal dayanıklılık açısından sigortacılığın kritik bir alan haline geldiğini vurgulayan Ünüvar, gençlerin bu alana yönelmesinin Türkiye’nin geleceği açısından büyük değer taşıdığını söyledi.

Prof. Dr. Ayşen Apaydın: Veri ve aktüerya geleceğin sigortacılığının temelini oluşturuyor

Ankara Üniversitesi Aktüerya Bilimleri Bölümü Kurucu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşen Apaydın ise konuşmasında veri analitiği, aktüerya bilimi ve teknolojik dönüşümün sigortacılık sektöründeki belirleyici rolüne dikkat çekti. Günümüzde sigortacılığın yalnızca finansal güvence sağlayan bir yapı olmaktan çıkarak veri odaklı karar mekanizmalarıyla şekillenen stratejik bir alan haline geldiğini belirten Apaydın, özellikle aktüerya biliminin risklerin doğru analiz edilmesi, sürdürülebilir finansal yapıların kurulması ve geleceğin öngörülmesi açısından kritik önem taşıdığını ifade etti. Üniversite–sektör iş birliğinin güçlendirilmesinin, veri okuryazarlığı yüksek ve analitik düşünme becerisine sahip insan kaynağının yetiştirilmesinde büyük rol oynadığını söyleyen Apaydın, gençlerin bu dönüşümün merkezinde yer alacağını vurguladı.

Üniversite ve sektör işbirliği YÖK gündemine taşınmalı

Zirvenin dikkat çeken en önemli hitaplarından birini gerçekleştiren TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı, üniversiteler ile sigorta sektörü arasında kurulacak köprülerin kurumsal bir nitelik kazanması gerektiğine işaret etti. Bu doğrultuda üniversite ve sigorta sektörünün Türkiye Sigorta Enstitüsü Vakfı (TSEV) vasıtasıyla çok daha güçlü bir iş birliği içerisine girebileceğini dile getiren Obalı, konunun Yükseköğretim Kurulu (YÖK) gündemine taşınabileceğini ifade etti. Okullarda çok daha iyi, nitelikli ve güncel bir sigortacılık ile aktüerya eğitiminin verilmesi adına ortak çalışmalar yürütülmesi gerektiğini ve bu alanın gelişiminin Türkiye için hayati bir önem taşıdığını vurguladı. Özellikle pazarlama ve satış perspektifine, vizyonuna sahip olan aktüerlerin varlığının sektörü bambaşka ve çok daha ileri bir noktaya çıkaracağını belirten Obalı, yeni neslin en önemli sorunlarından birinin ise sosyal ilişki kuramamak ve iletişim eksikliği olduğuna dikkat çekti. Sigortacılık mesleğinde bu sosyal niteliklere sahip olunmadığı takdirde başarılı olmanın kolay olmadığını söyleyen Genel Sekreter, sigortanın önemini ve topluma sunduğu faydaları bizzat bu faydayı sağlayan kişilerin anlatması, bu sürecin bu şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Yeni kuşağın satın alma davranışlarının tamamen değiştiğinin altını çizen Obalı, bu yeni döneme ve kuşağa uyum sağlayan, sempatik kampanyaların hayata geçirilmesinin şart olduğunu, çocuklara ve küçüklere sigortayı anlattıklarında ise kısa bir süre içinde güven kavramının zihinlerde sigortayla eşleştiğini gördüklerini sözlerine ekledi.

Akademik bilgi sektör uygulamalarıyla eşleştirilmeli

Eğitim süreçlerinin sahadaki karşılığına değinen TSEV Müdürü Siber Sağlam, vakıf bünyesinde yürütülen eğitim programları ile ilgili detaylı bilgiler paylaşarak konuşmasına başladı. Sektördeki en büyük gereksinimlerden birinin akademik bilgi ile sektör uygulamalarının birbiriyle tam anlamıyla eşleştirilmesi olduğunu belirten Sağlam, Türkiye Sigorta Enstitüsü Vakfı’nın kadrosuna dair çarpıcı veriler paylaştı. Vakıfta ders veren hocaların 130’unun doğrudan mesleğin ve sektörün içinden geldiğini, akademiden gelen hoca sayısının ise 70 olduğunu aktaran Sağlam, öğrencilerin gelişimini desteklemek amacıyla mutlaka proje odaklı staj programlarının geliştirilmesi gerektiğine ve insurtech (sigorta teknolojileri) alanlarının akademi ile sektör iş birliği çerçevesinde büyütülmesi gerektiğine vurgu yaptı. Geleceğin dünyasında yapay zeka kullanmayı gerektiren alanlardaki insan yetkinliklerinin hızla geliştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade eden Sağlam, finansal danışman olarak tüm sistemli unsurlarla hizmet verebilecek adayların kendilerini geliştirmelerinde şu an bazı zorluklar yaşandığına dikkat çekti. Öğrencilere de önemli tavsiyelerde bulunan Sağlam, yeni neslin iş hayatına bakışını değiştirmesi gerektiğini belirterek öğrencilerin annelerinin veya babalarının dönemindeki gibi iş hayatına bir yerde başlayıp ömrü boyunca orada bitireceklerini düşünmemeleri gerektiğini, artık dönemin çok daha farklı ve dinamik bir dönem olduğunu dile getirdi. Öğrencilere yönelik olarak sektörde çok büyük bir potansiyel barındığını müjdeleyen Sağlam, buna karşın gençlerin çok farklı yeteneklere sahip olmaları gerekeceğini, finans, pazarlama ve farklı unsurları öğrenmekten korkmamaları gerektiğini ifade etti. Sigortacılığın son derece eğlenceli bir dünya olduğunu, bu mesleği yaparken farkında olmadan pazarlamanın birçok farklı disiplininin birden öğrenildiğini söyleyen Sağlam, sektörün kapasitesinden dolayı her öğrencinin aktüer olmasının mümkün olamayacağını, ancak gençlerin sahip oldukları bu zengin yeteneklerle kendi girişimlerini rahatlıkla yapabileceklerini belirtti. Sağlam, konuşmasını gençlere yönelik “Eğer ailelerinizin farklı ve haklı ihtiyaçlara yönelik sigortaları zaten varsa, sizler aslında sigortacılığa çoktan başlamışsınız demektir” diyerek tamamladı.

Dünya diplomadan uzaklaşıyor, müfredat güncellenmeli

Eğitim sistemindeki yapısal sorunlara ve çözüm önerilerine odaklanan TSB Genel Sekreter Yardımcısı Atilla Oksay, öğrencilerin üniversitelerde aldığı eğitimin ne yazık ki sektörün anlık ihtiyacını tam olarak karşılamadığını ve teorinin sahada yaşanan gerçeklerle örtüşmediğini dile getirdi. Sektör profesyonellerinin akademi içinde yeterince yer alamadığını belirten Oksay, profesyonellerin üniversitelerde derse girebilmesi için tezli yüksek lisans şartının aranmasının bu durumu zorlaştırdığına dikkat çekti. Çağın gereksinimleri doğrultusunda sürdürülebilir finans ve iklim değişikliği gibi kritik konuların mutlaka üniversite müfredatlarında yer alması gerektiğini vurgulayan Oksay, mevcut sistemdeki zorunlu 20 günlük staj sürelerinin öğrencilere hiçbir işe yaramadığını ve fayda sağlamadığını ifade etti. Bu eksikliği gidermek adına öğrencilerle birlikte doğrudan projeler yaptıklarını anlatan Oksay, günümüz dünyasının artık geleneksel diplomadan uzaklaştığını, insanların ve kurumların farklı organizasyonlardan alınan spesifik eğitimlere yöneldiğini söyledi. Öğrenciler ile sigorta sektörünün arasındaki bağın ve mesafenin açık olduğunu, üniversite taban puanlarının düşük olmasının yanı sıra sektörün küresel standartlar gereği iyi derecede yabancı dil talep ettiğini belirten Oksay, öğrencilere kendilerinden tam olarak nelerin beklendiğinin çok iyi anlatılması gerektiğinin altını çizdi. Konuşmasında tarihi bir perspektif de sunan Oksay, Sigorta Dünyası dergisinin arşivine bakıldığında 1970’lerden bu yana sigortacılığın genel eğitim müfredatında yer alması gerektiğine dair taleplerin yer aldığını gördüklerini, eğer o dönemlerde bu adımlar atılıp müfredata konsaydı bugün Türkiye’de sigortacılıkla ilgili çok daha gelişmiş ve farklı konuları konuşuyor olacaklarını belirtti. Toplumun sigortayı kimi zaman sadece bir zorunluluk ya da ek bir vergi olarak algıladığına değinen Oksay, Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) ilk uygulamaya konduğunda da bunun bir vergi gibi algılandığını hatırlatarak, bu algıyı kırmak adına sigortalının sigortacılıkla ilgili yaşadığı tüm deneyimlerin sorunsuz olması, hasar ödemelerinin ise tamamen şeffaf, hızlı ve güvenilir bir biçimde gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Akademik dünyadan sektörel bariyerler ve kontenjan tepkisi

Zirvenin akademik oturumlarında söz alan Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sigortacılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haşim Özüdoğru, kendi bölümlerinden mezun olan öğrencilerin iş bulma konusunda herhangi bir sorun yaşamadıklarını ve bu süreçte sektörden çok ciddi destekler gördüklerini ifade etti. Buna karşın üniversiteler bünyesinde yeni bir aktüerya bölümü açmak istediklerinde Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kendilerine “Yeni bir bölüme gerek yok, hatta mevcut aktüerya bölümlerinin bazılarını da ilerleyen süreçte kapatacağız” şeklinde bir yanıt verdiğini paylaştı.

Akademik alandaki yapısal engellere değinen bir diğer isim olan Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Pazaryeri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Behlül Ersoy ise büyük şehirlerin dışarısında kalan sigortacılık bölümlerinde, öğrencilerin ve akademinin sektörle olan temaslarında çok ciddi bariyerlerle ve engellerle karşılaştıklarını dile getirdi. Akademik kariyer boyutunda da büyük bir eksiklik olduğuna dikkat çeken Ersoy, sigortacılığın doçentlik alanında bağımsız bir bilim dalı olarak kabul edilmediğini açıkladı. Bu durumun geçmişte kabul edildiğini ancak daha sonra yürürlükten kaldırılarak sigortacılığın finans bilim dalının altına yerleştirildiğini belirten Ersoy, sigortacılık alanında doktora seviyesine kadar akademik programların mevcut olduğunu fakat doçentlik unvanı aşamasında müstakil bir dal olmamasının büyük bir çelişki yarattığını ve bu konunun mutlaka derinlemesine tartışılması gerektiğini vurguladı.

Finansal okuryazarlık boyutunu ele alan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serhat Yanık, Türkiye genelinde finansal okuryazarlık konusunda çok büyük bir eksikliğin yaşandığını ifade etti. Bu durumu bizzat yaşadığı bir örnekle açıklayan Yanık, bankacılık ve finans sektörüne verdiği bir eğitim esnasında, sektörde en az 10 yıl çalışmış ve aralarında üst düzey yöneticilerin de bulunduğu bir grubun kendisine “Hocam, fon ne demek?” şeklinde bir soru yönelttiğini, bu çarpıcı anının finansal okuryazarlığın mutlaka geliştirilmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koyduğunu söyledi. Benzer şekilde sigortacılıkla ilgili de toplumda çok ciddi bilgi eksikliklerinin görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Yanık, toplumsal sigorta bilincini kalıcı olarak geliştirmek adına bu konunun tabir yerindeyse ilk ve ortaöğretim seviyesinden itibaren müfredata yazılması gerektiğini savundu. İlkokul dönemindeki ünlü Cin Ali kitaplarından örnek veren Yanık, bu kitaplardaki Cin Ali’nin annesinin ya da babasının mesleğinin bir sigortacı olarak kurgulanması gerektiğini, mevcut eğitim sisteminde ortaokul 3. sınıfa gelene kadar ders kitaplarında sigorta kelimesinin dahi geçmediğini eleştirdi. Akademinin de zaman zaman gerçek hayattan ve üniversiteden koptuğunu itiraf eden Yanık, üniversite dışındaki özel kurumlarda ders verdiğinde, oradaki pratik uygulamalardan ötürü bazen kendisinin öğrettiğinden çok daha fazlasını öğrenerek üniversiteye geri döndüğünü sözlerine ekledi.

Sertifikasyon Projeleri ve Değişen İş Modelleri

Eğitimin sertifikalandırılması ve belgelendirilmesi aşamasına dair önemli bir projeyi açıklayan SEGEM Merkez Müdürü Gökhan Ay, sigorta sektöründe kalitenin artırılması adına farklı branşlarda “Yetkin Satıcı Modeli” üzerinde çalıştıklarını ve bu doğrultuda yeni bir sertifikasyon projesine imza atacaklarını duyurdu. Gökhan Ay, bu projenin hayata geçirilmesi ve standartların belirlenmesi amacıyla sektördeki dağıtım kanallarıyla şu an mutabakat aşamasında oldukları bilgisini paylaştı.

Sektörün operasyonel ve vizyonel dönüşümünü aktaran AXA Türkiye Kurumsal ve Ticari Ürün Fabrikası Direktörü Anıl Gümüş Özkan, zirvede “Değişen İş Modelleri ve Çalışma Biçimleri” başlıklı kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Sigortacılıkta geleneksel yaklaşımların artık geride kaldığını belirten Özkan, sadece “hasarı ödeyen” tarafta olmaktan çıkıp, riskleri henüz gerçekleşmeden öngören ve “hasarı önleyen” tarafa doğru evrilmenin hayati önem taşıdığını ve modern müşterinin asıl ihtiyacının da bu koruyucu yaklaşım olduğunu söyledi. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından yayımlanan küresel raporlara da atıfta bulunan Özkan, bu raporlara göre 2030 yılına gelindiğinde insanlığın şu an sahip olduğu yetkinliklerin çok büyük bir kısmını artık kullanamayacağını, bu yüzden yetkinlik dönüşümünün acilen başlatılması gerektiğini vurguladı.

İnsan kaynakları ve istihdam süreçlerine değinen Türkiye Sigorta Birliği İnsan Kaynakları Yöneticisi Seda Uslu ise konuşmasında kendi kariyer macerasından kesitler paylaştı. Uslu, sigorta sektörünün kadın istihdamı ve kadın liderliği açısından son derece güçlü, kapsayıcı ve destekleyici bir yapıya sahip olduğunu verilerle vurgulayarak genç kadın adaylara sektörü tavsiye etti.

Demografik Dönüşüm ve Geleceğin Riskleri Masaya Yatırıldı

Zirve kapsamında gerçekleştirilen ve moderatörlüğünü Ankara Üniversitesi Aktüerya Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Furkan Başer’in üstlendiği “Sigortacılar Demografik Dönüşüme Nasıl Uyum Sağlamalı?” başlıklı panelde ise küresel ve toplumsal değişimler çok boyutlu olarak ele alındı. Oturumda; insan ömrünün uzaması, buna bağlı olarak değişen risk yapıları, sağlık harcamalarında meydana gelen küresel artışlar ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde sigorta sektörünün önümüzdeki yakın dönemde karşı karşıya kalabileceği kritik başlıklar ve risk senaryoları detaylandırıldı.

Panelistlerden Emaa Sigorta Genel Müdürü Prof. Dr. Aykut Ekinci yaptığı konuşmada, demografik dönüşüm kavramının toplumda yalnızca nüfus yaşlanması veya nüfus yapısındaki sayısal değişimlerle sınırlı olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. Bu dönüşümün aynı zamanda bireylerin risk algısını, şirketlerden olan ürün beklentilerini ve sigortacılık sektöründeki genel sürdürülebilirlik yaklaşımını da baştan aşağıya yeniden şekillendirdiğini belirten Ekinci; özellikle sağlık, bakım hizmetleri ve uzun vadeli finansal güvence (emeklilik) alanlarında ortaya çıkan yepyeni ihtiyaçların, sektör açısından çok daha bütüncül, kapsayıcı ve modern değerlendirme modellerini zorunlu kıldığını açıkladı. Teknolojik gelişmelerin sigortacılık süreçleri üzerindeki doğrudan etkilerine de geniş yer ayıran Ekinci; veri analitiği, uçtan uca dijitalleşme ve yapay zekâ destekli operasyonel süreçlerin yalnızca şirketlerin maliyetlerini düşüren veya verimliliğini artıran unsurlar olarak görülmemesi gerektiğini, bu teknolojilerin asıl öneminin insanların değişen risk davranışlarının çok daha doğru, hızlı ve analitik bir biçimde analiz edilmesine imkan tanıması olduğunu vurguladı. Panelde ayrıca, hızla değişen toplumsal yapı, dönüşen yaşam alışkanlıkları ve yeni nesil kullanıcı beklentileri doğrultusunda, sigortacılık sektörünün bu esnekliğe uyum sağlama kapasitesinin önümüzdeki dönemde şirketlerin hayatta kalması adına en önemli kriter haline geleceğine dikkat çekildi.

Değişen demografik yapının sigorta pazarı için tamamen yeni ihtiyaçları beraberinde getirdiğini ifade eden Prive Sigorta Genel Müdürü Ahmet Gökhan Kerem de konuşmasında kuşaklar arası farklılıklara geniş yer ayırdı. Bebek patlaması (Baby Boomer) kuşağından X, Y ve Z kuşaklarına kadar uzanan süreçteki sosyolojik farklılıkları inceleyen Kerem, bu jenerasyonel farkların bireylerin sigorta satın alma davranışları, markalara olan güven duyguları ve dijital platformları kullanma eğilimleri üzerindeki doğrudan etkilerini derinlemesine analiz ederek, şirketlerin ürün tasarımlarında bu kuşaksal dinamikleri mutlaka göz önünde bulundurması gerektiğini belirtti.

Zirve’de bir sunum yapan Doç. Dr. Hasan Meral ise sigortacılıktan akademisyenliğe geçen kariyer adımlarını öğrencilerle paylaştı.