EYT ve sağlık sigortaları

EYT düzenlemesiyle daha çok kişinin erken yaşta emekli olmasının sağlıklı beklenen ömür üzerindeki etkisi incelenmesi gereken konulardan. Diğer taraftan, bozulan aktif pasif oranı (fiilen çalışıp prim ödeyen kişilerin emekli ve benzeri statülerde fayda sağlayanlara oranı) sağlık giderleri açısından da çalışanların üzerine daha fazla yük binmesi anlamına geliyor.

-Orhun Emre Çelik

Uzun yıllardır tartışması süren emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) konusu 2023 seçimleri öncesi yeni bir aşamaya geldi ve 8 Eylül 1999 düzenlemesi öncesi sosyal sigortası olan kişiler için emekliliğin yolu açıldı. Stajyerlerin durumu, 1 günle kapsam dışı kalanlar gibi konular nedeniyle yeni tartışmalara kapı açan düzenleme ağırlıklı olarak emekli maaşı bağlanıp bağlanmadığı ve emeklilik maaşlarının kamuya yaratacağı yük üzerinden tartışıldı.

Bu tartışmalarda iki önemli konunun göz ardı edildiğini ve yeterince dikkate alınmadığını düşünüyorum.

Birincisi ve görece olarak –en azından şirketlerin insan kaynağı ekipleri açısından – daha çok gündeme gelmiş olan yetişmiş insan kaynağı ve işgücü planlaması meselesi.  EYT düzenlemesi kapsamına girenler 40’lı ya da 50’li yaşlarında, deneyim ve üretkenlik açısından altın çağlarında diyebileceğimiz insanlar. Bir kısım şirket ayrılanların tekrar işe girişlerini yaparken bazı şirketler ise farklı yollar izleyebiliyor. Aktüeryal kıdem tazminat karşılığı hesaplamaları dolayısı ile gördüğüm verilerden yola çıkarak, yetişmiş insan kaynağının giderek artan bir şekilde kaybedileceği yönünde bir izlenimim var. Sadece yetişmiş insan kaynağı olarak da bakmamak gerek. Tanıdığım birden çok İspark görevlisi EYT kapsamında emekliliklerini talep edip memleketlerine geri döndü. Uzaktan çalışma imkânlarının da genel geçer hale geldiği dünyamızda EYT düzenlemeleri daha geniş kapsamlı ele alınarak gerekli planlamalar yapılabilseydi, İstanbul’un nüfus yoğunluğu üzerinde olumlu etki yaratabilecek bir fırsat kaçırılmazdı diye düşünüyorum.

İkinci ve asıl üzerinde durmak istediğim konu sağlık giderleri. Emekli olarak iş hayatından çıkan kişiler sadece emekli aylığı değil, sağlık giderleri açısından da önemli bir mali yük ortaya çıkaracak. Daha önce çeşitli yazılarda can sigortalarında yaşam beklentisi kavramının yerini sağlıklı yaşam beklentisinin aldığını ve özellikle insanların hayatının son döneminde sağlık sorunları ile mücadele etmek zorunda kalmanın yanında, bunun finansmanının da ayrı bir problem olarak hem bireysel hem toplumsal düzeyde ortaya çıktığından bahsetmiştim. EYT düzenlemesi ile daha çok kişinin erken yaşta emekli olmasının sağlıklı beklenen ömür üzerindeki etkisi incelenmesi gereken konulardan. Diğer taraftan, bozulan aktif pasif oranı (fiilen çalışıp prim ödeyen kişilerin emekli vb. statülerde fayda sağlayanlara oranı) sağlık giderleri açısından da çalışanların üzerine daha fazla yük binmesi anlamına geliyor.

Bireysel emeklilik sisteminin hayatımıza girişi 20 yılı aştı ancak bu sürede sağlık sigortacılığı konusunda tamamlayıcı sağlık sigortaları dışında hayatımıza esaslı bir yenilik girmedi. Özel sağlık sigortalarının yarattığı katma değer henüz uzun süreli sağlık sigortalarına yansıtılamamış durumda. Mayıs ayının sonunda Sidney’de düzenlenen Uluslararası Aktüerler Kongresi’nde yaptığı sunumda Roland Weber Almanya’da 1995 yılından beri uygulanmakta olan özel uzun süreli bakım (long-term care) sigortalarının kamu sağlık sistemi ile kıyaslamasını ele aldı. Almanya’da kamu sağlık sistemi Türkiye’de olduğu gibi pay-as-you-go sistemi ile çalışıyor. Yani belirli bir dönemde ödenecek giderler o dönemde elde edilen primlerle finanse ediliyor. Özel sağlık sigortalarının konuya yaklaşımı ise BES’e benzer şekilde kişilerin görece stabil bir prim seviyesini uzun yıllar ödemesi karşılığında oluşturulacak fonlarla o kişilerin ilerleyen yaşlardaki artan giderlerinin finanse edilmesine dayanıyor. Weber yaptığı sunumda 27 yıllık süreç değerlendirildiğinde özel sigortalar tarafından sunulan sistemdeki primlerin gelişiminin zorunlu kamu sistemine kıyasla daha stabil seyrettiğini ancak düşük faiz ortamının çeşitli olumsuz etkileri olduğundan bahsediyor.

Türkiye’de de bu tip ürünlerin gündeme gelmesi kaçınılmaz. Ancak bunun için öncelikle BES’te yapıldığı gibi detaylı ve mümkünse kanun seviyesinde düzenlemeler yapılması ve bu yapılırken Türk Ticaret Kanunu’nda uzun süreli sözleşmelere ilişkin yer alan hükümlerin de gözden geçirilmesi gerekli. Bunun yanında planlar arası geçiş, kazanılmış hakların nasıl korunacağı, şirketlere özel planlar, çalışan kişilerin bakmakla yükümlü olduğu kişilerin durumu gibi birçok konu detaylı şekilde ele alınmalı.

Sosyal devlet ilkelerinden taviz verilmeden sistemlerin iyileştirilmesi mümkün. Uzun süreli bakım sigortaları, alınan kararların etkilerinin uzun yıllara yayılı şekilde görülmesi nedeniyle çok iyi bir tasarım ve planlama ile başlanması gereken uygulamalar. Almanya gibi örnekler nelerin yapılması ve yapılmaması gerektiği konusunda yol gösterici olabilir.