“Her deprem sonrası insanlar nasıl deprem sigortasına yöneliyorsa, orman yangınları sırasında da özellikle ormanlık alanlara yakın bölgelerde yangın sigortasına olan ihtiyaç artıyor. Sigorta sektöründe geçen yıllarımda biliyorum ki insanlar, yangınlar söndüğünde sigortaya duydukları ihtiyacı da unutacak, poliçe yaptırmaktan vazgeçecekler. Ama şu anda konunun gündeme gelmesi bile bir bilinçlenme göstergesi değil mi?”
*****
Sıcak havaların etkili olmasıyla birlikte yurdun birçok yerinde çıkan orman yangınları içimizi acıtıyor. Antalya’dan yükselen alevler, doğayı ve yaşam alanlarımızı tehdit eden ciddi bir duruma dönüşmüş durumda. Bu durum hepimizi derinden etkiliyor.
Ormanların yalnızca dinlendirici etkileri yok; aynı zamanda toprağı korumaları, ekonomik değer taşımaları, birçok canlı türüne ev sahipliği yapmaları, atmosferdeki karbonu emerek depolamaları ve suyun buharlaşarak yağmura dönüşmesiyle su döngüsüne katkı sağlamaları gibi ekosisteme sayısız faydaları bulunuyor. Ayrıca bir ormanın oluşması uzun yıllar alıyor. Toprağa düşen bir tohumun fidana dönüşmesi bir yıl sürerken, bir orman ekosisteminin tam anlamıyla oluşması iklim, toprak yapısı ve yağış miktarı gibi faktörlere bağlı olarak 50 ila 100 yıl arasında değişebiliyor. Yani ortalama iki nesil sürecek bir zaman diliminden söz ediyoruz. Bu nedenle içimiz yanıyor.
Araştırıldığında görülecektir ki, Türkiye’de çıkan orman yangınlarının büyük çoğunluğu yıldırım düşmesi veya kasıtlı çıkarılan yangınlardan değil; sigara izmariti, enerji nakil hatlarından çıkan kıvılcımlar, piknik ya da çoban ateşi gibi ihmalkârlıklardan kaynaklanıyor. Hele bir de rüzgâr varsa… Yangınlar hızla büyüyerek evlere, insanlara, iş yerlerine ve araçlara kadar zarar verebiliyor. En son Bursa’da evlere sıçrayan, Sakarya’da başlayıp Bilecik’e kadar yayılan yangınlar buna örnek.
2000’li yıllara bakıldığında Türkiye’de her yıl ortalama 2.216 adet orman yangını çıktığı ve ortalama 8.319 hektar orman alanının yandığı görülüyor. Gözümün önünde, Türkiye’nin farklı noktalarında alev alev yanmaya devam eden ormanlarımız var. Öte yandan Osmanlı döneminde, depremler ve ekonomik sebeplerle ahşap evlerin tercih edilmesiyle birlikte artan büyük yangınlar aklıma geliyor. 1900’lü yıllarda en yüksek hasar primine sahip branş yangın sigortasıydı. O dönemin sloganı da “Sigorta yanmaz” idi.
Orman yangınlarını azaltmak ve çıkmalarını engellemek için vatandaş-devlet ortak bir çaba göstermelidir. Yangının zararlarını gidermek için ise sigortanın gerekliliği ve kapsamı hakkında konuşmak için ne yazık ki en uygun zamandayız. Yangınlar evlere sıçradı; bağ, bahçe, tarla, küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar telef oldu. İş yerleri kül olurken üretilen mallar ve makineler kullanılamaz hale geldi. Hususi ve ticari araçlar da zarar gördü. Belki de bir emeklinin gözü gibi baktığı otomobili, ya da küçük bir esnafın geçimini sağladığı kamyoneti telef oldu. Bunların her biri yangın sigortalarının kapsama alanında yer alıyor.
Her deprem sonrası insanlar nasıl deprem sigortasına yöneliyorsa, orman yangınları sırasında da özellikle ormanlık alanlara yakın bölgelerde yangın sigortasına olan ihtiyaç artıyor. Sigorta sektöründe geçen yıllarımda biliyorum ki insanlar, yangınlar söndüğünde sigortaya duydukları ihtiyacı da unutacak, poliçe yaptırmaktan vazgeçecekler. Ama şu anda konunun gündeme gelmesi bile bir bilinçlenme göstergesi değil mi?
İşte tam da bu zaman diliminde, yangın sigortalarının neyi kapsayıp neyi kapsamadığını konuşmamız gerekiyor. Örneğin, zorunlu deprem sigortası yalnızca deprem kaynaklı zararları karşılar. Sadece trafik sigortası olan bir araç, orman yangınında zarar görürse tazminat alamaz. Konutlarda yalnızca bina teminatı varsa, eşya teminatı yoksa, eşyalar da karşılanmaz. Evcil hayvanlar için ise ayrı bir hayvan hayat sigortası gerekir. Eksik veya aşkın sigorta durumlarının sigortalıya nasıl yansıyacağı da mutlaka anlatılmalıdır. Bu görev günümüz koşullarında sigortacılara düşüyor.
Evet, yanıyoruz… Üstelik sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde benzer olaylar yaşanıyor. Yüksek sıcaklık, düşük nem ve şiddetli rüzgâr yangınları tetikliyor. İstatistiklere göre, son altı ayda 1.351’i ormanlık, 1.830’u orman dışı olmak üzere toplam 3.181 yangın meydana geldi. Ancak sıcaklıkların arttığı son on günde bu yangınların %20’si gerçekleşti. Bu yangınlara 27 uçak, 105 helikopter, 6.000 kara aracı ve 25 bin personelle müdahale ediliyor.
Büyük çaplı yangınlar arasında İzmir’in Aliağa, Bornova, Menderes, Gaziemir ve Seferihisar ilçeleri; Manisa’nın Akhisar, Kula ve Ahmetli ilçeleri; Hatay Antakya, Bolu Göynük, Adana Kozan, Bursa Mustafakemalpaşa, Sakarya-Bilecik sınırı ve Bilecik Vezirhan’daki yangınlar öne çıkıyor.
Yangınları Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Orman Genel Müdürlüğü kontrol altına almaya çalışıyor. Ortaya çıkan zararların giderilmesinde sigortanın rolünü anlatmak, poliçe sahiplerine hizmet vermek ise sigortacılarımıza düşüyor.

