Avrupa Birliği piyasasında teminat açığı uzun zamandır konuşulurken, buna emeklilik gelirlerinin yetersizliği, artan tedavi ve bakım maliyetleri ve uzun yaşam riski eklenmiş durumda. Ne tutarda bir birikim ile emeklilik döneminin desteklenmesi gerektiği net olmadığı için “siz yine de biriktirin” demek özellikle finansal okuryazarlığı yüksek Y ve Z Kuşağı için bir anlam ifade etmemekte. Kapsam genişletilemediğinden tıpkı sigortacılıktaki büyük sayılar kanunu gibi fon büyüklüğü istenen seviyeye ulaşamamakta ve Türkiye’deki yatırım etkinsizliği sorunu boy göstermekte.
-Dr. Zeynep Stefan
15 Ekim’de EIOPA’nın (Avrupa Birliği Sigorta ve Emeklilik Sektörleri Düzenleyici Kurumlar Birliği) düzenlediği çok önemli bir toplantıya katıldım. Önemliydi çünkü sigortacılık değer zincirinin ana adımlarından biri olan ve nerdeyse sigortacılığın sınırlarını belirleyen yatırım performansının Avrupa Birliği genelindeki etkinliği, çeşitliliği ve sürdürülebilirliği bu sefer bağımsız uzmanlar tarafından değil sigorta ve emeklilik şirketlerinin yatırım faaliyetlerini yürüten ve düzenleyen profesyoneller tarafından değerlendirildi. Sonuç, tahmin edebileceğiniz gibi çok da parlak değil ne yazık ki.
Parlak değil derken birçok yönden sıkıştırılan ve çok değerli Adam Tooze tarafından ilk kez Davos’ta dile getirilen “Polycrisis” (Çoklu Kriz / Polikriz) kavramının tam anlamıyla yaşandığı bir piyasadan bahsediyorum. Öyle ki Avrupa Birliği piyasasında teminat açığı (penetration gap) zaten uzun zamandır değerlendiriliyordu. Bu riske şimdi de emeklilik fonlarının gelirlerinin yetersizliği, artan tedavi ve bakım maliyetleri ve uzun yaşam riskleri (longevity risk) eklenmiş durumda. Özellikle “longevity risk” sigortacılar tarafından biliniyordu ancak toplantıda da altı çizilen “hedeflenen emeklilik geliri”nin tutarındaki ve dolayısıyla ek ürünlere ihtiyaç duyulup duyulmayacağındaki belirsizlik artarak devam etmekte. Bu belirsizliğe Avrupa Birliği içerisinde ülkeler arasındaki önemli gelir farklarını, düzenleyici kurumlar arasındaki yaklaşım farklarını, “Tek Pazar” olmasına rağmen tek pazar gibi çalışmayan ve emekliliği çoğu zaman kişinin doğduğu ülke ile sınırlayan yapıyı ve nihayetinde iklim değişikliği ile değişen sigorta ve reasürans sektörlerini ekleyin. Böylelikle tıpkı gezegenlerin sıralanması gibi oldukça nadir gerçekleşen bir çoklu kriz yapısı ve bununla ilk defa yüzyüze gelen Avrupa Birliği vatandaşları ortaya çıkmış oluyor.
Toplantıda EIOPA’nın değerlendirmelerinin “gerçek olamayacak kadar güzel” (too good to be true) olduğu izlenimini edindim. Öncelikle sondan başlıyor ve ilk sıraya emeklilik fonlarını koyuyor ki emeklilik fonlarının yönetimi ve gelişimi bu zincirin son halkası. EIOPA hem yatırım fonlarının sigortalıların emeklilik dönemlerinde ortaya çıkabilecek gelir açığını kapatmasını hem teminat açığını yönetilebilir hale getirmesini hem de sürdürülebilir olmasını beklemekte. Oldukça Avrupai ve biraz “her-soruna-tek-çözüm” yaklaşımı. Üstelik konu emeklilik gibi popülist yani acelesi olmayan bir konu olduğunda ülkelerin düzenleyici kurumları arasındaki yaklaşım farklılıkları da derinleşmekte. Örneğin İtalya’da emeklilik fonunuzu belirlenen tarihten önce alarak sistemden çıkabiliyorsunuz. Almanya’da farklı dönemleri kapsayan ancak getirileri arasında ciddi farklılıklar olan bir yapı mevcut. Lihtenstayn’i hala inceliyorum ancak emekliliğe hazırlık dönemini oldukça uzun bir periyoda yaymaktalar. Yunanistan ve İspanya gibi birikimleri kümülatif artmayan, dolayısıyla sürekli desteklenmeye ihtiyaç duyan ülkelerden bahsetmiyorum bile. Bu resme emeklilik yaşının artmasını aşırı sol veya sağ partilere oy vermek için önemli bir motivasyon kaynağı gören büyük güruhu da ekleyelim. Dolayısıyla bu kadar farklı yapıda ülkelerin bir arada yer aldığı bir zeminde nasıl gerçekleştirilebileceği hakkında hiçbir net fikir olmadığını iddia edebilirim ancak ispat edemem. Ocak 2026’da gerçekleştirilecek EIOPA Yıllık Olağan Toplantısı’nı beklemem lazım.
Çözüm önerilerinin çok makro çözümler olduğundan bahsetmiştim. Örneğin ek teminat birikimin desteklenmesi ve daha genç kuşaklara yayılması. Ancak burada yatırım alışkanlıkları öne çıkmakta. Ülkeler arası yaklaşım farklılıkları bir yana ne tutarda bir birikim ile emeklilik döneminin desteklenmesi gerektiği net olmadığı için siz yine de biriktirin demek özellikle finansal okuryazarlığı yüksek Y ve Z Kuşağı için bir anlam ifade etmemekte. Kapsam genişletilemediğinden tıpkı sigortacılıktaki büyük sayılar kanunu gibi fon büyüklüğü istenen seviyeye ulaşamamakta ve Türkiye’deki yatırım etkinsizliği sorunu boy göstermekte. Gönüllü veya zorunlu ayrımına da dikkat edilmesi gerekmekte. Hangi ülke yatırım konusunda ek tasarruf katkısını zorunlu tutan ve sonuçların 20 yıldan önce alınamayacağı böyle bir yapıyı zorunlu hale getirme cesaretine sahip? Üstelik günümüzde oldukça çeşitlenen ve düzenli bir gelire sahip olmamakla birlikte otomatik olarak maaşından kesilen katkı paylarını ödemeyen yeni bir çalışan grubu da hızla genel yapı içerisindeki payını arttırmakta. Yani hem mevcut düzende devam edenlerin hem de bu şekilde düzenli katkı sağlamayanların etkisiyle fon birikimi, dolayısıyla emeklilik geliri beklenen performansı yakalayamamakta.
Lihtenştayn’a taşınmama ve dijital varlıklar alanında çalışmama rağmen ilk heyecanım sigorta sektörüyle bağımı gördüğünüz gibi kopartmadım. Ocak ayında EIOPA’nın yıllık toplantısını takip etmek, 2026’nin ajandasını netleştirmek ve yukarıdaki sorulara cevap aramak için Franfurt’ta olacağım. Dolayısıyla 2025 yılının son yazılarını bu toplantının hazırlıklarına, yeni yılın ilk yazılarını da toplantıda edineceğim izlenimlere ayırıyor olacağım.

