Türkiye’de Özel Sigortacılığın İlk Adımları ve Devletin Eli

Büyük bir gemi hasarından sonra, özel sermayeli Doğan Sigorta’nın kurucusu Kazım Taşkent güçlü finansal destek olmadan sigortacılığın sürdürülemeyeceğini anlayarak Yapı Kredi Bankası’nın temellerini attı. Öte yandan Devlet, Rabbani Tunaman yerine sigortacılığa uzak Zeki Siderman’ı Milli Reasürans’ın başına atayarak, sigorta sektöründe büyümeyi değil, mutlak kontrolü seçmişti.

-Doç. Dr. Hasan Meral

Bir önceki yazıda, savaş yıllarında Rabbani Tunaman liderliğindeki Milli Reasürans’ın üstlendiği kritik rolü ve Türk sigortacılığının zor koşullar altında nasıl ayakta kalabildiğini ele almıştık. Bu bölümde ise savaşın hemen sonrasına, özel sigortacılığın doğuşuna ve devletin gölgesinde şekillenen yeni döneme odaklanıyoruz.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya ekonomisi yeni bir denge arayışındayken, Türkiye’de de sigortacılık alanında başka bir sayfa açılıyordu. Savaş döneminde prim üretimlerinin hızla artması ve hasar prim oranlarının ılımlı seyretmesi, yeni oyuncuların pazara ilgisini artırdı. Türk özel sektör sermayesi ile kurulan ilk sigorta şirketi olan Doğan Sigorta, bu koşullarda 1942 yılında sektöre giriş yaptı. Doğan Sigorta’yı Halk Sigorta (1944) ve Türkiye Genel Sigorta (1949) takip etti.

Doğan Sigorta, savaş ekonomisinin zorlayıcı koşullarında, oldukça mütevazı bir sermaye ile kurulmuştu. İlk faaliyet yılında %10’luk bir pazar payına ulaşmayı başarsa da kamu şirketlerinin hâkim olduğu bu piyasada kendine sağlam bir yer edinmesi kolay olmadı. Özellikle, uzman personel eksikliği ve uluslararası reasürans anlaşmalarında karşılaşılan zorluklar, şirketin ilk yıllarındaki işleyişi zorlaştırdı.

Kuruluşundan yalnızca iki yıl sonra, 1944’te yaşanan dramatik bir olay, Doğan Sigorta’yı iflasın eşiğine getirdi. Çanakkale açıklarında torpillenerek batırılan bir gemi, Doğan’a devasa bir tazminat yükü doğurdu. Bu, şirketin kaldırabileceğinden çok daha büyük bir mali sorumluluktu. Şirketin kurucusu Kazım Taşkent, bu borcu karşılayabilmek için İş Bankası ve Ziraat Bankası’ndan kredi almak zorunda kaldı. Yaşanan bu kriz, Taşkent’e güçlü bir finansal destek olmadan sigortacılığın sürdürülemeyeceğini öğretmişti. Taşkent kısa sürede gerekli sermayeyi bir araya getirerek Türkiye’nin ilk özel bankası olan Yapı Kredi’yi kurdu. Böylece, Türkiye’nin ilk özel sigorta şirketi, ilk özel bankasının da temelini atmış oldu.

1944 yılını önemli kılan bir diğer gelişme, Milli Reasürans’ın tekel imtiyazının sona ermesiydi. 1929’da 15 yıllığına İş Bankası grubuna verilen bu imtiyazın süresi dolarken, geleceğe dair net bir plan yoktu. Dönemin şartlarında Milli’ye alternatif olabilecek bir aktör bulunmadığından, tekelin devamı zorunlu bir tercih olarak öne çıktı. Bu koşullar altında tekel imtiyazı 10 yıl daha uzatıldı. Ancak işletme şartlarında iki önemli değişiklik yapılmıştı: Milli Reasürans, bundan sonra yurtdışı ile yaptığı anlaşmaları Ticaret Bakanlığı’na bildirecek, ayrıca Maliye ve Ticaret Bakanlıklarının temsilcileri şirketin kurullarında yer alacaktı.

1945’te savaş sona erdiğinde, Türk sigortacılığı tüm olumsuz koşullara rağmen sağlam bir sınav vermişti. Ancak savaş süresince, özellikle kapasite konusunda yabancı reasürörlerle yaşanan sıkıntılar sektörde derin izler bırakmıştı. Tunaman, piyasada ikinci bir Türk reasörürün bulunmasının faydalı olacağını düşünüyordu. Çok geçmeden sigorta sektörünün geniş katılımıyla yeni bir reasürans şirketinin kurulması için harekete geçti. Bu girişimin sonucunda, Milli Reasürans, İş Bankası, Anadolu Sigorta, Güven Sigorta ve Ankara Sigorta ortaklığında Destek Reasürans doğdu. Destek’in kuruluş amacı, reasürans tekelinin dışında kalan primlerden pay alarak Türk sigorta sektörünün konservasyon oranını artırmak ve yerli sermayenin hakimiyetini güçlendirmekti.

1940’larda bu gelişmeler yaşanırken, Türk sigortacılığı giderek daha fazla kamu kontrolüne giriyordu. Sektördeki ana aktörlerin hepsi kamu bankları ile bağlantılıydı. Ayrıca devlet en büyük sigorta müşterisiydi. Sektörün geleceği Hükümet’in iki dudağının arasındaydı. Piyasa dinamiklerinin kamu kurumları arasındaki ilişkilerle belirlendiği bu yapıda, Hükümetin sigorta şirketlerine müdahalesi kaçınılmaz bir sonuçtu.

Rabbani Tunaman’ın Milli Reasürans’taki dönemi, bu siyasi baskının gölgesinde sona erdi. Tunaman, yıllarca Hükümet üyelerinde gelen haksız taleplere direnecek, ancak 1949’da görevi bırakmak zorunda kalacaktı. Tunaman’ın yerine, sigorta sektörüne oldukça uzak bir isim olan, Maliye Müsteşarı Zeki Siderman atandı. Devlet, sigorta sektöründe büyümeyi değil, mutlak kontrolü seçmişti.

Bu bölümde, savaş sonrası dönemde özel sigortacılığın doğuşunu ve devletin sektördeki ağırlığının nasıl giderek arttığını inceledik. Gelecek yazıda, Türkiye’nin yeniden yapılanma yıllarına ve sigorta sektöründe başlayan yeni arayışlara odaklanacağız.