Sigorta bilinirliği artsa da halen sigortanın anlamını içselleştirmemiş büyük bir kitle var karşımızda. Bunu yazınca aklıma, farklı sosyoekonomik ve kültürel yapıdaki, farklı yaş ve cinsiyete sahip kişilerin yorumları geldi.
****
Sektörün 2030 yılına 50 milyar dolar prim üretimi, % 4,7 sigortalılık oranı, BES ve OKS’de 25 milyon katılımcı, 100 milyar dolar fon büyüklüğüyle geniş kitlelere sigortayı ulaştırarak girme isteği, TSB yeni başkanımızın açıklamalarında ve katıldığı toplantılarda bizzat kendisinden duyduğumuz bir açıklama. Bu hedefe ulaşmak için sigortaya ihtiyaç duyan ama öncelikle sigortayı bilen kitlelere ihtiyaç var. Sigorta bilinirliği artsa da halen sigortanın anlamını içselleştirmemiş büyük bir kitle var karşımızda. Bunu yazınca aklıma, farklı sosyoekonomik ve kültürel yapıdaki, farklı yaş ve cinsiyete sahip kişilerin yorumları geldi. Kesin siz de yaşamışsınızdır. Kesin size de bana gelen yorumların benzeri gelmiştir. Sigorta fuarının organize edildiği bu ayki yazımda, benim dünyamdaki bu isimsiz kahramanlarımın ifadelerini paylaşmak istedim.
Diyarbakır’da verdiğim eğitime katılan, portföyünün büyük bir bölümü trafik poliçesinden oluşan teknik personele, kasko ile trafik sigortasının farkını sigortalılarına nasıl anlattığını sorduğumda aldığım cevap dikkat çekiciydi: “Trafik sigortası, polisten ceza yemek istemiyorsanız yapılır diyorum, herkes yaptırıyor.” Sonra aklıma, sektörün gönüllü kuruluşlarından olan derneğimizin toplantısına giderken arabama çarpan aracın sahibi geldi. Arabamın tamponunda oluşan hasara bakarken diğer araçtaki sürücü inip yanıma gelmişti. Son derece kibar, şık, okumuş, güngörmüş bir insan duruyordu karşımda. “Özür dilerim,” dedi. “Maliyeti neyse karşılarım,” dedi. “Hemen tutanak tutalım” dedim. Karşımdaki o kibar, güngörmüş, okumuş sürücü “Tutamayız” diye cevap verince, “Trafik sigortanız yok mu?” diye sordum. Trafik sigortasının olduğunu ancak kendi aracındaki hasarlar için bu sigortanın geçerli olduğunu söyleyince bir anda karşımdaki kişi gözümde değerini kaybediverdi. “Trafik sigortası karşı tarafa verilen zararlar içindir. Bence tutanağı dolduralım, toplantıya yetişeceğim,” dedim. “Yok, ben size öderim tamir bedelini. Sigortamı bozamam. Siz hatalı biliyorsunuz, trafik sigortası kendi arabam için,” diye tekrarlayınca konuyu idari işler müdürümüzün takibine bırakmaya karar vermiştim.
Üniversitede “Sigortacılığa Giriş” dersinde öğrencilere, “Sizin veya anne-babanızın hangi sigortaları var?” diye sorduğumda 50-60 kişilik öğrenci grubundan sadece 2-3 kişiden cevap gelmesi, var olan sigortanın Bağ-Kur, SGK olduğunun belirtilmesi; yine gençlere, “Geleceğinizin güvencesi var mı?” diye sorduğumda hayat sigortası yerine “Babam sağ olsun,” “Bizim ailemiz büyük, hallederiz hocam” şeklinde yorum yapılması, hatta “Allah büyük” diyerek, tamamen içlerindeki maneviyatla cevap veren gençlerimiz, benim sigortayı tanımlayarak derse başlamama yıllardır vesile oluyor.
Bankadan kredi alan esnaf Mehmet amcanın, “Bir de hayat sigortası yapıyorlar. Oradan da para alıyorlar. Ben de ucuzundan yapın dedim, fiyatı %60 azaltarak sigorta yaptılar,” diye sevinmesi aklımdan hemen geçiveren bir diğer açıklamaydı. Kendisine birinin hayat, diğerinin ferdi kaza olduğunu farklarıyla anlattıysam da sanki sözlerim bir kulağından girip diğerinden çıkmıştı. Tatil köyünde tanıştığımız ailenin tüccar babası, “Sigortacılar çok kazanıyor. Hasarları kendileri ödemiyormuş. Onlar da başka yere sigorta yaptırıyormuş,” yorumu beni gülümsetmişti. En azından birilerinin ona reasüranstan bahsetmesi güzeldi. “Sigortacılar hasar olduğunda ödeme yapıyor ama hasar olmazsa ödenen prim onlara kalıyor. O primlerin iade edilmesi gerekir,” yorumu halen bana gelen eleştiriler arasında.
Alçak tavanlı otoparka panelvanıyla girmeye çalışan sigortalı, aracın tavanı çizilince iyice daralan girişten inatla ilerleyip panelvanın sağının solunun da çizilmesine, zararın büyümesine sebep olup ardından “Zaten sigortam vardı. Ben de ite ite panelvanı içeri soktum,” diye gururla açıklama yapması, sigorta şirketinin iyi niyet prensibine aykırılıktan hasarı reddetmesiyle sonuçlanmıştı. Bu sefer aynı kişinin, sigorta şirketini kötü niyetli olarak tariflemesine sebep olmuştu. Yurtdışına kongrelere giden 30 yaşındaki akademisyene, “Seyahat sigortası yaptırıyorsun, değil mi?” diye sorduğumda, “Vize için gerekli tüm evrakları temin ediyorum. Yoksa vize talebim reddedilir,” şeklinde açıklama yapması seyahat sigortasının sağladığı faydaları tam veya hiç bilmediğini göstermiyor mu?
Zorunlu sigortalar sigortalılık oranını arttırıyor gerçekten. Sigortanın ne olduğunu bilmeyenlerin en azından sigortaya aşinalık yaratıyor. Gerisi iletişime kalıyor. Bu nedenle sigortalı adayları ile iletişim önemli. Sigorta haftası aktiviteleri, sigorta fuarları, reklam ve benzeri tanıtım faaliyetleri önemli. Sigorta okuryazarlığı önemli. Gelişmiş ülkelerde geleceğe güvenle bakan genç veya yaşlı insanların yaşadığı iç huzuru insanımıza yaşatabilmek için anlatmaya devam!

