Doç. Dr. Hasan Meral: Türkiye Reasürans: 1970’lerde Rafa Kaldırılan Bir Proje

1971 sonunda süresi dolacak olan reasürans tekeli için sektörde yoğun bir hazırlık süreci başladı. Önceki uzatmalardaki gibi bir oldu bitti ile karşılaşmak istemeyen sigorta şirketleri, bu kez daha organize hareket etmeye karar verdiler. Türkiye Sigorta Şirketleri Birliği, reasürans tekelinin yönetimini devralmak amacıyla Türkiye Reasürans adıyla yeni bir şirket kurulması için girişim başlattı. Ancak sigortacılar, Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan da olacaktı.

****

Geçen yazıda, 1970’lerde sigorta sektörü üzerindeki vergi yükünü, finansal baskıları ve bu politikaların hayat sigortacılığını nasıl çöküşe sürüklediğini ele almıştık. Ancak dönemin sigortacılarını meşgul eden sorunlar yalnızca vergi ve faiz politikalarıyla sınırlı değildi. Aynı yıllarda sektörün gündemindeki en önemli tartışmalardan biri, uzun süredir devam eden reasürans tekelinin geleceğiydi.

1971 yılı sonunda süresi dolacak olan reasürans tekeli için sektörde yoğun bir hazırlık süreci başladı. Önceki uzatmalardaki gibi bir oldu bitti ile karşılaşmak istemeyen sigorta şirketleri, bu kez daha organize hareket etmeye karar verdiler. Türkiye Sigorta Şirketleri Birliği, reasürans tekelinin yönetimini devralmak amacıyla Türkiye Reasürans adıyla yeni bir şirket kurulması için girişim başlattı.

Sonuçsuz kalan girişim

Planlanan yeni yapının sermayedarları arasında Ziraat Bankası, Sümerbank, Türkiye Emlak Kredi Bankası ve İller Bankası gibi büyük kamu finans kuruluşları yer alıyordu. İş Bankası da girişime katılmayı değerlendiren kurumlar arasındaydı. Sigorta şirketleri, bu hamleyle reasürans tekelinin daha kapsayıcı bir yapıya kavuşacağını ve sektörün ihtiyaçlarının karar süreçlerinde daha güçlü biçimde temsil edileceğini düşünüyordu.

Ancak bu girişime karşı en güçlü direnç Milli Reasürans’tan geldi. Şirket, yeni bir reasürans kuruluşuna ihtiyaç bulunmadığını savunuyor, tekelin özel sigorta şirketlerinin yönetimine devredilerek etkisiz hale getirilmek istendiğini ileri sürüyordu. Böylece, reasürans tekelinin geleceği konusunda sektör içinde yoğun bir lobi mücadelesi başladı.

Karşılıklı girişimlerin ardından hükümet tercihini bir kez daha Milli Reasürans’tan yana kullandı. Reasürans tekelinin işletilmesi üç yıl daha Milli’ye bırakıldı. Üstelik karar yalnızca mevcut yapının devam ettirilmesiyle sınırlı kalmadı. Tekelin kapsamı genişletilerek hayat sigortaları da sisteme dahil edildi. Ayrıca sigorta şirketlerinin ihtiyari reasürans anlaşmalarında Milli Reasürans’a rüçhan hakkı tanındı.

Dimyat’a giderken…

Sigortacılar, Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olmuştu. Sektördeki hayal kırıklığı hızla hukuki bir mücadeleye dönüştü. Başak Sigorta, Halk Sigorta, İstanbul Umum Sigorta, Şark Sigorta, Şeker Sigorta, Tam Sigorta, Tam Hayat Sigorta ve Türkiye Genel Sigorta, reasürans tekeli kararnamesinin iptali için Danıştay’a başvurdu. Sekiz sigorta şirketinin birlikte açtığı bu dava, sektörün reasürans tekeline karşı o güne kadar gösterdiği en güçlü itirazdı.

Ancak üç yıl süren hukuki mücadelenin sonunda Danıştay, davacı şirketlerin iddialarını reddetti ve reasürans tekelinin devamına karar verdi. Sonraki yıllarda tekelin süresi kademeli olarak 1981 yılına kadar uzatıldı. Böylece sektörün daha katılımcı bir reasürans yapısı oluşturma amacıyla başlattığı Türkiye Reasürans girişimi de tamamen rafa kalkmış oldu.

1970’lerin döviz sıkıntısı

Reasürans tekeli üzerindeki bu mücadele sonuçsuz kalırken, sektör kısa süre içinde çok daha somut bir sorunla karşı karşıya kaldı. 1970’lerde giderek derinleşen döviz sıkıntısı, sigorta şirketlerinin yurtdışındaki reasürörlerle ilişkilerini ciddi biçimde zorlamaya başladı. Reasürans ödemelerinin döviz iznine bağlanması, yalnızca işlemleri yavaşlatmakla kalmıyor, teminatların devamını da tehlikeye sokuyordu. Bir sonraki yazıda, döviz darboğazının Türk sigortacılığı üzerindeki etkilerini ele alacağız.

Not: Bu metin, LinkedIn’de yayınlanan Türk Sigortacılığının İzinde isimli bültenin bir parçasıdır.