eko-lojik- Küresel iklim krizinde söylem yine uygulamanın önüne geçti

COP30, büyüyen iklim krizine rağmen fosil yakıtlardan çıkış, emisyon azaltımı ve adil finansman konularında bağlayıcı adımların ötelenmesiyle sonuçlandı. TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç, fosil yakıt lobilerinin belirleyici hale geldiği süreçte 1,5°C hedefinin kâğıt üzerinde kaldığını vurgulayarak, Türkiye’nin COP31 ev sahipliğinin gerçek ve şeffaf bir iklim politikası açıklamak için kritik bir fırsat olduğunun altını çizdi.

Brezilya’nın Belém kentinde düzenlenen COP30 İklim Zirvesi, büyüyen iklim krizi tehdidi ile ülkelerin somut adımlar atma iradesi arasındaki mesafenin kapanmadığını bir kez daha ortaya koydu. TEMA Vakfı, bu yıl “Hakikat ve Uygulama” temalarıyla gerçekleştirilen zirvede, fosil yakıtlardan çıkış, emisyon azaltımı ve adil iklim finansmanı gibi kritik başlıklarda bağlayıcı kararların alınamadığını vurguladı.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, COP sürecine ilişkin değerlendirmesinde, bilimsel verilerin kriz etkilerini net biçimde ortaya koymasına karşın ülkelerin hâlâ gerekli adımlardan kaçındığını belirterek, “COP30’da ortaya çıkan tablo, isteksizliğin sürdüğünü ve müzakere sürecinin her yıl daha da tıkandığını gösteriyor” dedi.

Fosil yakıt lobilerinin gölgesindeki zirve

COP30’un en çarpıcı yönü, zirveye 1.600’ün üzerinde fosil yakıt lobicisinin katılması ve “sürdürülebilirlik” söylemi altında görünürlük kazanması oldu. Bu durum, COP süreçlerinin çözüm yerine ertelemeleri önceleyen bir yapıya dönüştüğünün göstergesi olarak yorumlandı.

Zirvenin resmi sonuç metni Mutirão, petrol ve gaz üreticisi ülkelerin baskısıyla fosil yakıtlara ilişkin ifadelerin tamamen çıkarılması nedeniyle küresel iklim mücadelesi için yeni ve bağlayıcı bir yol haritası sunamadı. Böylece, COP28’de karara bağlanan “enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan uzaklaşma” hedefinin dahi gerisine düşülmüş oldu.

Ataç, “Dünyanın geleceğini ilgilendiren bir süreçte fosil yakıt lobilerinin bu denli belirleyici olması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

1,5°C hedefi kâğıt üzerinde kaldı

Birleşmiş Milletler analizine göre yeni Ulusal Katkı Beyanları (NDC), küresel emisyonlarda 2035’e kadar yalnızca %12’lik düşüş öngörüyor. Oysa 1,5°C hedefi için bu oranın en az %60 olması gerekiyor.

Ataç, Türkiye’nin açıkladığı İkinci Ulusal Katkı Beyanı’nın da benzer bir çelişki taşıdığını hatırlattı. TÜİK verilerine göre Türkiye’nin emisyonları 2018’de 530 milyon ton CO₂e iken 2023’te 552 milyon tona yükseldi. Buna rağmen 2035 hedefi “%41 azaltım” olarak açıklanırken, gerçek tabloya göre 2023’e kıyasla %16’lık artış söz konusu olacak.

İklim finansmanı yetersiz kaldı

Küresel Güney’in uyum ihtiyacı için 2035’e kadar talep ettiği yıllık 300 milyar doların aksine COP30’da yalnızca 120 milyar dolarlık finansman kabul edildi ve hedef 2030’dan 2035’e ertelendi.

Ataç, “Emisyonlar hızla düşmeden uyum politikalarının etkili olmayacağını biliyoruz. Finansmanın ertelenmesi kriz karşısında sorumluluğun ötelenmesidir” değerlendirmesinde bulundu.

Adil geçiş söylemde kaldı

Hak temelli bir ilke olarak sunulan Adil Geçiş Mekanizması için herhangi bir finansman ayrılmadı. Afrika ve Küresel Güney ülkelerinin, kritik minerallerin çıkarılmasına ilişkin ciddi sosyal ve çevresel risklerin metne eklenmesi talebi ise Çin ve Rusya’nın itirazlarıyla sonuçsuz kaldı.

Bu yaklaşımın, özellikle Kongo gibi ülkelerde yaşanan hak ihlallerinin görünmez kılınması sonucunu doğurduğu vurgulandı. Zirve boyunca yerli halklar ve sivil toplum temsilcileri, Amazon’un korunması ve fosil yakıtlardan çıkış çağrılarını yineleseler de talepler bağlayıcı kararlara yansımadı.

COP31 Türkiye’de: Önemli bir sınav

COP30’un Türkiye açısından en önemli sonucu, COP31’e ev sahipliği yapacak ülkenin Türkiye olarak belirlenmesi oldu. Zirve 2026’da Antalya’da gerçekleştirilecek.

Deniz Ataç, Türkiye’nin bu süreçte gerçek ve şeffaf bir iklim politikası ortaya koyması gerektiğini vurgulayarak, “Ev sahipliği, bilime uygun, adil ve kömürden çıkışı içeren bir iklim politikası açıklamak için kaçırılmaması gereken bir fırsat” dedi.

Ataç sözlerini, “İklim krizinin gönüllü beyanlarla değil gerçek dönüşümle aşılabileceğini hatırlatıyoruz. COP31’de dünyadan halkların ve sivil toplumun bir araya gelecek olması, umudun temel kaynağıdır” ifadeleriyle tamamladı.

“COP30’dan İzlenimler” Panelinde küresel iklim gündemi ve Türkiye’nin COP31 yol haritası masaya yatırıldı

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) –Sabancı Üniversitesi–Stiftung Mercator Girişimi tarafından düzenlenen “COP30’dan İzlenimler” paneli, 27 Kasım’da İPM Karaköy’de gerçekleştirildi. GazeteSU’da yayınlanan habere göre, Küresel iklim müzakerelerinin kritik başlıklarını ele alan panelde, İPM İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin’in COP30’un genel çerçevesine dair sunumuyla başladı. Şahin, iklim krizinin güncel etkilerine dikkat çekerek Türkiye’nin bu yıl dünyanın en kurak bölgelerinden biri olarak kayda geçtiğini vurguladı.

Panelde konuşmacılar, COP gündeminin temel başlıklarını farklı perspektiflerle ele aldı.

  • Ayşe Ceren Sarı, iklim finansmanı mimarisindeki son durumu aktararak gelişmekte olan ülkelerin finansman ihtiyacının kritik seviyede sürdüğünü ve “adil geçiş finansmanı” tartışmalarının belirleyici olduğunu ifade etti.
  • Nuri Özbağdatlı, uygulama odaklı yeni yaklaşımın müzakerelerde daha görünür hale geldiğini, COP30–31 döneminde küresel uygulama hızlandırıcı mekanizmalarının somutlaşacağını belirtti.
  • Tanyeli Behiç Sabuncu, “adil geçiş” programının bu yıl mekanizmaya kavuşmasının önemli bir kırılma olduğunu, ancak fosil yakıtlardan çıkış için net bir yön belirlenmemesinin önemli bir eksiklik oluşturduğunu söyledi.
  • Değer Saygın, sanayide karbonsuzlaşma tartışmalarında finansman, teknoloji ve tedarik zinciri başlıklarının belirleyici rol oynadığını, OECD ve uluslararası platformlardaki çalışmalarla dönüşüm sürecinin hız kazandığını aktardı.
  • Devin Bahçeci, COP30’un dikkat çeken gündemlerinden biri olan “bilgi bütünlüğü” başlığını ele alarak dezenformasyonla mücadelede ilk kez bu ölçekte uluslararası bir iradenin ortaya konduğunu ifade etti.

Ülkemize büyük sorumluluk: COP31 Türkiye’de

Türkiye’nin 2022 yılında başkanlık adaylığını açıklamasıyla başlayan diplomasi trafiği, COP 30’un düzenlendiği Brezilya’nın Belem şehrinde 5 gün boyunca devam eden müzakereler sonrası Türkiye’nin başarısıyla sonuçlandı. COP31 Taraflar Konferansı’nın önümüzdeki yıl Türkiye’de yapılması, COP31 Başkanlığını Türkiye’nin üstlenmesi, müzakere başkanlığını ise Avustralya’nın yürütmesi konusunda tüm taraflar arasında uzlaşma sağlandı. Pre-COP’un ise Pasifik ülkelerinin birinde yapılması yönünde karara varıldı. Uzlaşma metni Türkiye’nin de arasında olduğu Birleşmiş Milletler çatısı altındaki Batı Avrupa ve Diğerleri” (WEOG) grubunda kabul edildi. Türkiye iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en önemli organizasyonu olan COP’a ilk kez ev sahipliği yapacak ve 196 ülkenin liderleri iklim krizine karşı taahhütlerini, politikalarını ve çözüm önerilerini Türkiye’de tartışacak.

Bundan sonraki süreçte Liderler Zirvesi’nin ve COP31 organizasyonun hangi ilde yapılacağı netleşecek. Antalya’nın hem ulaşım hem de konaklama seçenekleriyle öne çıktığını ifade eden Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, daha önce G20 Zirvesi’ne de başarıyla ev sahipliği yaptığına dikkat çekmişti. COP31’in Liderler Zirvesi’nin ise İstanbul da yapılması planlanıyor.

COP NEDİR?

197 ülkenin katılımıyla her yıl düzenlenen COP toplantısında, ülkelerin sera gazı azaltım hedefleri, uyum politikaları, iklim finansmanı, kayıp-zarar mekanizmaları ve karbon piyasalarının kuralları belirleniyor. Birleşmiş Milletler nezdinde düzenlenen “Taraflar Konferansı”nda (COP) “Taraflar” tanımı 1992 yılında ilk BM İklim Anlaşması’na imza atan ülkeleri ifade ediyor. COP, 1992 tarihli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) en üst karar organı olarak, küresel iklim kriziyle mücadele mekanizmalarının belirlenmesinde önemli bir rol oynuyor. Sözleşmeye taraf olan ülkeleri bir araya getiren bu zirvelerin ilki, 1995 yılında Almanya’nın Berlin kentinde düzenlendi.