Avrupa genelinde kamu sosyal güvenlik sistemlerinin kademeli olarak geri çekilmesi, finansal sorumluluğu hane halkının omuzlarına yüklerken devasa bir “koruma açığı” doğuruyor. Emeklilik yaşının yükselmesi ve devlet desteklerinin kısıtlanmasıyla şekillenen bu yeni dönemde, bireyler artık kendi sağlık ve uzun vadeli finansal ihtiyaçlarını yönetme noktasında kritik bir sınav veriyor. Boston Consulting Group’un (BCG) uzmanlık birimi BCG Vantage’ın Münih Ofisi Kıdemli Müdürü Halil Güvenç, Avrupa’dan Türkiye’ye uzanan bu demografik ve yapısal dönüşümü Sigorta Dünyası için analiz etti.
Sigorta Dünyası yazarı Dr. Zeynep Stefan’ın sorularını yanıtlayan Güvenç, 2070 yılında bir yaşlıya düşen çalışan sayısının 0,7’ye kadar gerileyeceği öngörüsünden hareketle, sigorta sektörünün yalnızca finansal tazminat ödeyen bir yapıdan çıkıp “bütünsel iyi yaşam ve koruma” sağlayıcısına dönüşmesi gerektiğini vurguluyor. Türkiye’deki BES devlet katkısı değişimlerinden Avrupa’daki katastrofik sağlık harcamalarına kadar geniş bir perspektif sunan Güvenç; koruma açığının sadece bir satış fırsatı değil, gelir ikamesi ve aile koruması gibi “çekirdek risklere” odaklanmak için yapısal bir çağrı olduğunu belirtiyor.
-Röportaj: Dr. Zeynep Stefan
Halil Bey merhaba. Çalıştığınız kurum Boston Consulting Group (BCG) tarafından sigorta sektöründeki dönüşümü ve olası sonuçlarını ortaya koyan, sizin de yazarlarından biri olduğunuz önemli bir araştırma yayınlandı ve biz de bu raporu okuyup kapınızı çaldık. Önemli bulduğumuz noktaları sizinle değerlendirmek ve ek yorumlarınızı almak isteriz. Raporda düzenleyici kurumların üzerindeki sorumluluğun belli çerçevelerde daha çok bireysel tarafa yani müşterilere aktarılması gerektiğini belirtmiştiniz. Bu önemli noktayı detaylandırmak isteriz.

Memnuniyetle… Avrupa’da uzun süre güçlü kamu sosyal güvenlik/sosyal koruma sistemleri, hane halkının bireysel hayat ve sağlık koruma ürünlerine ihtiyacını göreceli bir şekilde sınırlı tutuyordu. Ancak hükümetler faydaları kısarken, finansal sorumluluğu bireylerin üzerine daha fazla kaydırması ile beraber emeklilik birikimi, erken ölüm, maluliyet ve kritik hastalık gibi alanlarda hane halkı düzeyinde “koruma açıkları” büyüyor.
Raporumuzda bu eğilimi emeklilik yaşının yükseltilmesi, daha kısıtlayıcı emeklilik rejimleri, maluliyet desteklerinde kısıtlar ve kamu sağlık finansmanındaki açıklar gibi somut örneklerle açıklayıp destekliyoruz. Örneğin Fransa ve İspanya emeklilik yaşını yükseltti ve Birleşik Krallık ise engelli yardımlarına erişimi kısıtlıyor.
Aynı zamanda, emeklilik sistemleri de değişiyor. Hollanda’da, toplu tanımlanmış fayda planlarından bireysel ve sigortasız tanımlanmış katkı tasarruflarına geçiş, maliyetleri düşürmeye yardımcı oldu, ancak genellikle yerleşik hayat ve engellilik sigortasını ortadan kaldırdı.
Bu gelişmeler, güvenlik ağının daha geniş çapta aşınmasını vurguluyor ve bireylere kendi sağlık hizmetleri ve uzun vadeli finansal ihtiyaçlarını karşılamak için giderek artan bir sorumluluk bırakıyor.
Bu örnekler aslında kamu politikası literatüründe “risk transferi / riskin bireyselleşmesi” olarak çerçevelenen Kamu (pay-as-you-go emeklilik, kapsamlı sağlık/engellilik koruması) bazı risklerin toplumsallaştırıldığını, bütçe baskıları ve demografi nedeniyle riskin bir kısmının bireyin bilançosuna (tasarruf, özel sigorta, cepten ödeme) taşındığını göstermektedir.
Raporda ayrıca ölüm oranlarındaki düşüşle teminat açığında tespit edilen yükseliş arasındaki korelasyona da dikkat çekiliyor. Bunu da açar mısınız?
Burada bahsettigimiz metrik aslında “ölüm oranı” değil; Swiss Re’nin “Mortality Resilience Index” yaklaşımına dayalı olarak, “ailenin geçindireni ölürse hane için oluşan finansal maruziyetin ne kadarının halihazırda “prefund edilmiş/finanse edilebilir” olduğuna dair bir koruma oranı. Aslında birincil gelir getirenin kaybında yaşam standardını sürdürmek için gereken fonların ne kadarının hayat sigortası, dul-yetim/sosyal güvenlik ödemeleri, tasarruflar ve diğer varlıklarla karşılanabildiğini anlatır. Bunu Batı Avrupa ve Nordikler için analiz ettiğimizde 2012’de %70’ten 2022’de %64’e gerilemenin oluştuğunu görüyoruz. Analizlerimize göre 6 puanlık düşüş, aynı dönemde koruma açığını 29 milyar dolardan 40 milyar dolara çıkarıyor. Bu da yaklaşık %40’lık artış anlamına geliyor.
Aslında bu sonuç bize “sigorta penetrasyonu var mı?”dan daha ileri bir şey söylüyor: Penetrasyon olsa bile hane bilançolarının borç/varlık dengesi bozuldukça ve kamu survivor/disability bileşenleri zayıfladıkça “gerçek koruma seviyesi” düşebiliyor. Dolayısıyla büyüyen açık sadece satış fırsatı değil, aynı zamanda ürünlerin gelir ikamesi (income protection), mortgage/borç koruması, aile koruma gibi “çekirdek riskler”e yeniden odaklanmasını gerektiriyor.
Dikkatimizi çeken diğer bir önemli kavram ise “birbiriyle bağlantılı faktörler”. Bu kavramla alakalı detayları da sizden öğrenmek isteriz…
Raporumuzda, Avrupa’daki koruma açığını tek bir nedenden ziyade “birbiriyle bağlantılı faktörler” seti olarak görüyoruz. Bu faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz:
- Zayıflayan kamu güvenlik ağları (sağlık finansman açıkları, daha kısıtlayıcı emeklilik, engellilik desteğinde kısıtlar),
- Değişen demografi,
- Değişen tüketici beklentileri,
- Avrupa’da inovasyon/dijitalleşme hızının görece geride kalması.
Zayıflayan “safety net” için BCG’nin kullandığı kritik “sert gösterge” de katastrofik sağlık harcaması: WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tanımıyla hane “ödeme kapasitesinin” %40’ını aşan cepten sağlık harcamaları.
WHO, 2024 itibarıyla Avrupa genelinde hanelerin %20’sine kadarının bu tür finansal zorluklar yaşayabildiğini, ana faktörün de ilaçlar için cepten ödemeler olduğunu raporlamakta.
Aslında bu noktaları “nedensel zincir” şeklinde birbirine bağlamak büyük resmi gösterebilmek açısından önemli:
- Demografi → Mali Baskı → Safety Net Erozyonu: Yaşlı bağımlılık oranı yükseldikçe, “pay-as-you-go” emeklilik ve kamu sağlık / LTC (Long term care) harcamaları üzerinde uzun dönemli bütçe baskısı artar, hükümetler maliyet kontrolü (yaş artışı, erişim sıkılaştırma, katkı/katılım payı) gündemine yönelir.
- Safety Net Erozyonu → Cepten Ödeme Artışı → Finansal Kırılganlık: Ortalama cepten ödeme AB’de ~%15 bandında görünse bile, dağılım eşitsizdir; WHO’nun katastrofik harcama bulgusu bunun aslında “kuyruk riski” olduğunu gösterir.
- Finansal Kırılganlık → Sigorta talebi artar ama satın alma gücü kısıtlanır: Bu, protection gap’in “yapışkan” kalmasına yol açar (ihtiyaç artar, ama erişim/ödeyebilirlik sınırlı).
- İnovasyon/dijitalleşme geride kalırsa → Sürtünme artar → Açık kapanmaz: Raporumuzda “lagging innovation” vurgusu bu nedenle aslında yapısal olarak tanımlanıyor.
Artan yaşam süresiyle birlikte önemli bir yaşam eşiği olarak görülen 65 yaş üstü kişilerin toplam nüfus içerisindeki yeriyle alakalı tespitleriniz de oldukça dikkat çekici…
Avrupa Komisyonu’nun 2024 Ageing Report’una baktığımızda şunu görüyoruz: 65+ nüfusun 20–64 çalışma çağındaki nüfusa oranı (old-age dependency ratio) 2010’da %29, 2022’de %36’yken, 2070’te ise %59’a çıkması bekleniyor; daha da çarpıcı tarafı ise artışın büyük kısmı 2045’e kadar gerçekleşiyor.
Bu oran “nüfusun %59’u yaşlı olacak” şeklinde okunmamalıdır. Aslında, 65+ / 20–64 oranıdır. Basit çeviriyle:
- 2022’de oran %36, yani yaklaşık 2,8 çalışma çağındaki kişi / 1 yaşlı düzeyinde.
- 2070’te %59 öngörüsü yaklaşık 1,7 çalışma çağındaki kişi / 1 yaşlı düzeyine iniş anlamına gelir.
Avrupa Komisyonu raporunun bu bulgusunu ve beklentisini “yararlanıcılar ve katkı yapanlar” dengesinin bozulması olarak da yorumluyoruz.
Raporun çözüm önerileri kısmındaki daha kapsayıcı sigortacılık çözümlerine olan talep, uzun vadeli koruma ürünleri ve kritik hastalıklarla alakalı teminatlarla alakalı detayları da aktarır mısınız?
Trend olarak sigorta piyasasına global olarak baktığımızda tüketiciler sigortadan yalnızca finansal tazminat değil, entegre iyi yaşam çözümleri, proaktif sağlık yönetimi ve dijital etkileşim beklemektedir. Bu beklentinin davranışsal kanıtı olarak “LIMRA” bulguları gayet çarpıcıdır. Müşterilerin neredeyse tamamının en az bir iyi yaşam alanında (özellikle egzersiz, uyku ve beslenme) performansını artırmak istediğini ve sigorta iyi yaşam programına katılma isteğinin 2016–2024 döneminde 10 puan artarak %40’a yükseldiğini bu bulgular göstermektedir. Aynı dönemde işverenler de çalışan esenliğini artırmak için daha aktif rol almakta; bu durum sigortacılar için bireysel ve grup pazarlarını kapsayan holistik iyi yaşam tekliflerini dijital sağlık sağlayıcılarıyla birlikte geliştirme fırsatını doğurmaktadır. Fakat, buna karşın Avrupa’daki sigorta sirketlerinin bu beklenti dönüşümüne yanıt vermede diğer bölgelere göre geride kaldığını görmekteyiz.
Analizlerimizden yola çıkarak demografik yaşlanmanın “kapsamlı koruma çözümlerine” talebi artıracağını; özellikle uzun dönem bakım, kritik hastalık ve kronik sağlık alanlarını öne çıkaracağını düşünüyoruz.
Talep artışının arkasındaki üç büyük itici güç icin örnek vermek gerekirse;
- Uzun dönem bakım (LTC – long term care) ihtiyacının büyümesi ve bakım açığı (Care Gap): OECD, yaşlanma ile birlikte günlük aktivitelerde yardıma ihtiyaç duyan yaşlı sayısının artacağını; LTC ihtiyacının OECD ülkelerinde 2050’ye kadar %30’dan fazla artmasının beklendiğini vurguluyor.
- Kronik hastalık yükü ve uzun süreli masraf profili
WHO Avrupa Bölgesi’nde bulaşıcı olmayan hastalıkların (KVH, kanser, KOAH, diyabet vb.) erken ölüm ve sakatlıkta ana yük olmaya devam ettiğini; yılda 1,8 milyon “kaçınılabilir” ölüm görüldüğünü raporluyor.
- Kritik hastalık ve maluliyet: Kamu kapsamı daralırken gelir ikamesi boşluğu
Kamu/işveren kaynaklı korumaların kapsama koşulları sıkılaştıkça, kritik hastalık veya sakatlık halinde gelir düşüşünü telafi eden mekanizmalar önem kazanır. Birleşik Krallık örneğinde, reform tartışmaları erişim/sürdürülebilirlik gerilimini açıkça ortaya koyuyor.
Yakın zamanda Türkiye’de BES ürününde devlet katkısı ile ilgili de bir değişiklik gerçekleştirildi…
Bunu, koruma açığı perspektifiyle okuduğumuzda, BES’te devlet katkısının düşürülmesi ya da kaldırılması yalnızca bir teşvik revizyonu değil; özünde kamunun finansal yükü kademeli olarak bireyin bilançosuna aktarması anlamına gelir. Avrupa için vurgulandığı gibi, kamu destekleri geri çekildikçe bireylerin emeklilik yeterliliği ve finansal dayanıklılık ihtiyacı artıyor; fakat aynı anda hane bütçesi baskı altındaysa bu ihtiyaç otomatik olarak “daha çok birikime” dönüşmeyebiliyor ve açık büyüyebiliyor.
Bu nedenle Türkiye’de devlet katkısı oranının azaltılması, özellikle BES’i “devlet katkısı + disiplinli birikim” paketi olarak gören kitlelerde yeni girişleri yavaşlatma, katkı artışlarını zayıflatma ve sistemde kalıcılığı (retention) düşürme riski taşıması muhtemeldir.
Kademeli hak ediş (vesting) yapısı da bu noktada önemli: Oran düştükçe “sistemde kalmanın ödülü” küçülür ve ara verme/çıkış kararları daha kolaylaşabilir. Global örneklere baktığımızda da benzer dinamikleri görüyoruz. Yeni Zelanda “KiwiSaver” örneğinde bazı teşvikler azaltıldı ve “kick-start” kaldırıldı; buna rağmen sistem tamamen durmadı, çünkü otomatik katılım ve işveren rolü gibi “tasarım unsurları” katılımı destekledi. Yani teşvik azalacaksa, etkisini güçlü varsayılanlar, otomatik katılım ve işveren kanalı ile kısmen telafi etmek mümkün.
Buna karşılık Avustralya’da düşük/orta gelir gruplarına yönelik “eş katkı” mekanizmasının daraltıldığı dönemlerde katılım ve katkı tutarlarında ölçülebilir düşüşler gözlemlendi. Bu da “eşleşme” türü teşviklerin kesilmesinin özellikle hassas gruplarda davranışı negatif etkilediğini gösteriyor. Fakat gene Avustralya örneğindeki gibi fon getirilerinin takip edilip ilgili örneklerine göre gözlemlemek elzemdir. Çünkü azalan teşvik sebebiyle katılımcılar getirilere daha fazla dikkat edeceklerdir. Avustralya’da tüm varsayılan “MySuper” fonları her yıl performans karşılaştırma testine tabi tutulur. Bu testte bir ürün, sekiz yıllık dönemde yıllık bazda özel karşılaştırma ölçütüne göre %0,5’ten fazla geride kalıyorsa düşük performanslı sayılır. Fon, bir yıl testte başarısız olursa tüm üyelere yazılı bildirim yapmak zorundadır; iki yıl üst üste başarısız olursa performans düzelene kadar yeni üyelere kapatılır. Bu durum, fon yöneticileri üzerinde ücretleri düşürme, getirileri artırma, birleşme ya da piyasadan çıkma yönünde ciddi bir baskı yaratır.
“Teminat Açığı” perspektifinde büyüme projeksiyonlarına göre Türkiye pazarını ise 2030’a kadar belirgin bir ivmelenme potansiyeliyle görüyoruz. TL bazında yıllık bileşik büyümenin (CAGR) yaklaşık %27, euro bazında ise yıllık bileşik büyümenin (CAGR p.a.) yaklaşık %9 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyoruz.
Tüketici sigortanın ötesini bekliyor
Global olarak tüketiciler sigortadan yalnızca finansal tazminat değil, entegre iyi yaşam çözümleri, proaktif sağlık yönetimi ve dijital etkileşim beklemekte. Bu beklentinin davranışsal kanıtı olarak LIMRA (Hayat Sigortası ve Pazar Araştırmaları Birliği) bulguları gayet çarpıcıdır. Müşterilerin neredeyse tamamının en az bir iyi yaşam alanında (özellikle egzersiz, uyku ve beslenme) performansını artırmak istediğini ve sigorta iyi yaşam programına katılma isteğinin 2016-2024 döneminde 10 puan artarak %40’a yükseldiğini bu bulgular göstermektedir.

