Ahmet Yaşar: Ülkemizin refahı için sigortacılık devletin en önemli paydaşı olacak

Geçtiğimiz ay yapılan genel kurulda Türkiye Sigorta Birliği’nin (TSB) başkanlığına seçilen Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar 780’inci sayımıza konuk oldu. TSB’nin bundan sonraki hedefinin, sigortacılığı devletin politika oluştururken başvurduğu en önemli unsurlardan biri haline getirmeyi hedeflediklerini belirten Yaşar, her konuda “Burada sigortacılıktan nasıl faydalanırız” yaklaşımının hakim kılmak için çaba sarf edeceklerini dile getirdi.

Bunu gerçekleştirebilmek için sigorta farkındalığının artması gerektiğini vurgulayan Ahmet Yaşar, “Tüm sigortalılarımızı kendi koruma açıklarını kapatmaya, dolayısıyla ülkemizin bu alandaki risklerini birlikte azaltmaya davet edeceğiz. Nihayetinde, ülkemizin refahı için devletin en önemli paydaşı olacağız” dedi.

-Röportaj: Birant Yıldız

Ahmet Bey, Türkiye Sigorta Birliği’nin 22’nci başkanı oldunuz. Hayırlı olsun diyerek söze başlayalım ve bundan sonraki tasarılarınızı dinleyerek devam edelim…

Teşekkürler Birant… Türkiye Sigorta Birliği’nin çalışmalarını bundan sonra iki bölümde ilerleteceğiz; birincisi gündelik konularımız. Altmış sekiz sigorta şirketinin tamamının farklı çalışma alanları var. Farklı niş alanlarda faaliyet gösterenler bulunuyor. Dolayısıyla farklı sorunları, farklı öncelikleri ve farklı gündemleri var. Bunların hiçbirini önceliklendiremeyiz ya da ötekileştiremeyiz. Hepsi bizim gündelik ajandamızın bir parçası olacak.

Bunların bir kısmı, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte takip etmemiz, yönetmemiz ve çözüm üretmemiz gereken alanlar olacak. Bunları öncelikle otoriteyle konuşup istişare edeceğiz. Bazen biz onları ikna edeceğiz, bazen onlar bizi ikna edecek. Bu şekilde çeşitli çözümler üreterek ilerleyeceğiz.

Diğer tarafta ise kamuoyuna dönük olarak yapmamız gereken ve toplumun tamamının refahını ilgilendiren, ülkemizin koruma açıklarını kapsayan bir alan var. Ülkemizin hem mevcut sorunlarına hem de olası sorunlarına çözüm üretmeye çalışacağız. Sigortacılığı yalnızca hükümetin değil, devletin tamamının politika oluştururken başvurduğu en önemli unsurlardan biri haline getireceğiz.

Burada bir sektör ya da basit bir enstrümandan bahsetmiyorum. Bir konuda mevzuat mı geliştirilecek, bir ilerleme mi kaydedilecek, bir sorun mu çözülecek? Biz burada önce “Burada sigortadan nasıl faydalanırız?” sorusunu gündeme getirmeye çalışacağız.

Nasıl olacak, örnek verir misiniz?

Tabii… Kahramanmaraş depremlerinde 106 milyar dolarlık ekonomik hasarın yalnızca 6 milyar dolarlık kısmını sigorta yoluyla karşılayabildik. Aynı yıl dünya genelinde ise doğal afet kaynaklı zararların yaklaşık yüzde 40’ı sigorta tarafından karşılandı. Türkiye’deki 6 Şubat depremleri bu ortalamaya dahil edildiğinde oran yüzde 30’lara düşüyor. Türkiye hariç tutulduğunda ise oran yüzde 40 seviyesine çıkıyor. Görüldüğü üzere, burada dünya ortalamasını bile değiştiren çok büyük bir koruma açığı söz konusu. Depremlerden bu yana devlet ve toplum olarak bu açığı kapatmak için ciddi kaynak ayırıyoruz. Bu durum cari açığın artmasına yol açtı. Devletimiz depremin maddi hasarını onarmak için trilyonlarca liralık kaynak ayırmak zorunda kaldı. Türkiye aynı zamanda güçlü bir sosyal devlettir. O yüzden bu desteği veriyor, ancak burada sigortacılık çok daha düşük maliyetli ve daha verimli kaynak yaratabilirdi.

Devletimiz bu kaynakları gerçekten ayırıp gereğini yapıyor. Vatandaşımızı çaresiz bırakmıyor. Ancak artık her boyuttaki hasarın ama özellikle afet hasarlarının ölçeklenebilir bir şekilde sigorta mekanizmasıyla çözülebilmesi gerekiyor. Bunun için elbette devlet politikalarında sigortacılığın varlığını arttırmamız şart. Bunun için de vatandaşlarımızın sigorta farkındalığını artırmamız gerekiyor.

Öte yandan nüfusumuzun yaşlandığını söylüyoruz. Günümüzde eskiye nazaran daha uzun yaşıyoruz. Bu durum ortalama yaşın artmasına yol açıyor. Diğer taraftan doğurganlık oranımız azalıyor. Bunun da yaş ortalamalarına etkisi oluyor elbette.

Dolayısıyla yalnızca “nüfus yaşlanıyor” demek yeterli değil. Aslında aynı anda birden fazla sorunu konuşuyoruz. Bu sorunlara sigorta perspektifiyle nasıl çözüm üretebileceğimize odaklanmamız gerekiyor.

Yaşlanan nüfusun yaratacağı sorunlarda da sigortacılığın çözüm olarak merkeze alınması için çalışacaksınız sanırım…

Evet, tam olarak öyle diyebiliriz. Yaşlanan nüfus, daha fazla sağlık harcamasını beraberinde getiriyor. Bununla birlikte tasarruf ihtiyacı da artıyor. Çünkü nüfus daha uzun süre yaşayacak. Bu da sosyal güvenlik alanında ilave düzenlemeleri ve yatırımları gerekli kılıyor. Sonuç olarak tasarruf ihtiyacımız giderek artıyor. Burada Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) devreye giriyor. BES deyince, tamamlayıcı emeklilik sistemine de ihtiyaç var, hayat sigortalarının gelişmesine ihtiyaç var.

Aynı şekilde, yaşlı bakımına olan ihtiyaç da artacak. Dolayısıyla yaşlı bakımını sigorta yoluyla nasıl çözeceğimiz de önemli bir başlık. Bu tip sorunları kendi hayatımızda artık bizler de yaşıyoruz. Kolay süreçler olmadığını tecrübe ediyoruz. Çünkü bir taraftan nüfus yaşlanırken, yaşlı bakımını üstlenmesi gereken kişiler de yaşlanıyor. Bu nedenle tüm bu alanlarda sigorta yoluyla çözüm üretmemiz gerekiyor.

Diğer taraftan, geçen yıl yaşanan don olayını hatırlayalım. Bu durum gıda enflasyonuna yol açtı. Devletimizin tarımla ilgili çok sayıda sübvansiyonu ve teşviği bulunuyor. Bu noktada hem farkındalığı artırmamız hem de tarım sigortalarını geliştirerek önleyici tarım politikalarıyla birlikte sigorta enstrümanlarını etkin şekilde kullanmamız gerekiyor.

İklim değişikliğinin yarattığı yeni riskler de var. Artık sel olaylarıyla daha sık karşılaşıyoruz; üstelik mevsim fark etmeksizin. Heyelanların sayısı giderek artıyor, ana yollarımızda ve otoyollarımızda ciddi toprak kaymaları yaşanıyor. Bunları yalnızca hatalı işçilik ya da malzeme ile açıklamak yeterli değil; çok daha kapsamlı ve ciddi risklerle karşı karşıyayız.

“Normal” değişti, geçmişe bakarak tahminleme zorlaştı

Yaz ayları yaklaşırken orman yangınları da yeniden önemli bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bu gelişmeler aslında “yeni normal” olarak adlandırılıyor. Bu sebeple, artık yalnızca geçmiş verilere bakarak ilerlemek mümkün değil. Çünkü “normalimiz” değiştiği için geleceğe ilişkin veriler, geçmişten farklı seyir izliyor. Geçmişte riskleri ölçmek ve fiyatlamak daha kolaydı. Bugün ise “yeni normal” dediğimiz durum riskleri fiyatlamayı zorlaştırıyor.

Konuştuğumuz tüm bu süreçlerde politika yapıcıların sigortayı en önemli araçlardan biri olarak kullanmaları gerekiyor. “Bunu sigortayla nasıl çözerim, çözemediğim kısmı nasıl yönetebilirim?” sorusu temel yaklaşım olmalı.

Geçmişte biz gerçekleşen hasarı karşılayan, yani daha çok zararı tazmin eden bir sektördük. Ancak uzun yıllardır önleyici sigortacılıktan söz ediyoruz. Bu kavram artık sektörümüzde yerleşti. Bugün geldiğimiz noktada, riskleri gerçekleşmeden tespit etmek, tespit ettiğimiz risklerin önlenebilenlerini önlemek, önlenemeyenlerin ise olumsuz etkilerini en aza indirmek bizim temel işimizdir.

Bunu yaparken prim topluyoruz ve bu primlerle bir fon yönetimi gerçekleştiriyoruz. Bu sayede finansal istikrara katkı sağlıyoruz. Bugün sigortacılık sektörü, ülkemizin en büyük kurumsal yatırımcılarından biridir. Bu da finansal piyasalarda derinlik ihtiyacını gündeme getiriyor. Finansal piyasaların yeterince derin olmadığı durumlarda, halka arzlar, fon alım-satımları gibi süreçlerde küçük yatırımcıyı olumsuz etkileyen sorunlar ortaya çıkabiliyor. Oysa bireysel emeklilik fonları ve sigorta primlerinden oluşan fonlar gibi büyük ve kurumsal kaynaklar, piyasaların sağlıklı gelişimi açısından kritik öneme sahiptir.

Unutmamak gerekir ki sigorta fonları, sigortalıların bize emanet ettiği primlerden oluşur. Yani bu kaynakların gerçek sahibi sigortalılardır. Biz bu emanet kaynakları profesyonel bir fon yönetimi anlayışıyla değerlendirir ve nihayetinde finansal istikrara katkı sağlarız. Bu yönüyle Türk sigorta sektörü, Türkiye’nin en büyük kurumsal yatırımcısı konumundadır.

Sigorta yeri doldurulamaz bir enstrüman

Tüm bu süreçleri bir arada değerlendirdiğimizde, sigorta sektörünün diğer tüm sektörlerden ayrıştığını görüyoruz. Biz, ülkemizin ve bireylerimizin refahını; koruma açıklarını azaltarak, risklere karşı güvence sağlayarak ve aynı zamanda sağladığımız finansal disiplinle emanet edilen fonları koruyarak artıran bir mekanizmadan söz ediyoruz. Bunun yanında, oluşturduğumuz finansal gelir ve refahla bireylerin gelirlerini yeniden destekleyen bir yapı kuruyoruz. Bu kapsamda, sigortacılığın yerini doldurabilecek başka bir enstrüman dünyada bulunmuyor.

Sigorta, dünyanın en gelişmiş, en modern ve en sürdürülebilir finansal araçlarından biridir. Önümüzdeki dönemde bu gerçeğin altını ısrarla çizeceğiz. Çünkü bunlar bir kez dile getirilip geçilecek konular değil. Bu mesajları sürekli ve kararlılıkla anlatacağız.

Sigorta farkındalığını ve finansal okuryazarlığı artıracağız. Tüm sigortalılarımızı kendi koruma açıklarını kapatmaya, dolayısıyla ülkemizin bu alandaki risklerini birlikte azaltmaya davet edeceğiz. Nihayetinde, ülkemizin refahı için devletin en önemli paydaşı olacağız.

 Basından beklentiler

Geçmişte öğrencilik yıllarımda çıkardığım gazete dolayısıyla ben de sizin gibi bir basın mensubuydum. O günlerde yaşadıklarım, sizinle meslek hayatım boyunca paylaştığım anılar, yaptığımız röportajlar; her birinizle kurduğum dostluklar benim için çok kıymetli. Bu birikim beni yeniden motive ediyor, enerji veriyor ve zihnimde yeni söylemlerin oluşmasına, kendimi daha iyi ifade etmeme ve dolayısıyla sektörümü daha doğru anlatmama katkı sağlıyor.

Sizin ortaya koyduğunuz yaratıcı söylemler ve başlıklar da benim için son derece değerli. Sağ olun, var olun.

Aslında burada iletişim tarafında en büyük rol sizlere düşüyor. Elbette çok sayıda paydaşımız var; ancak özellikle bu noktada sizin katkınız belirleyici. Çünkü zaman zaman bizim söylemlerimiz teknik kalabiliyor. Bu dönemde benim üzerime düşen önemli görev, sahadan gelen biri olarak, sahaya kendimizi daha iyi anlatabilmek olacak.

Kuşkusuz sektörümüzün çok sayıda teknik ve finansal konusu var. Bunları kendi içimizde detaylı şekilde ele alacağız. Bu alanlarda son derece yetkin ve uzman birçok çalışma arkadaşım bulunuyor. Altmış sekiz üye şirketimizin genel müdürlerinin her biri benim için çok değerli ve her birinden tematik liderler olarak faydalanacağım.

Bunun yanında tüm paydaşlarımızdan; aracılarımızdan, acentelerimizden, brokerlarımızdan, banka sigortacılığı kanallarımızdan, diğer alternatif dağıtım kanallarımızdan ve en başta sigorta medyası olmak üzere tüm basın mensuplarımızdan bu süreçte yararlanmak ve güçlü bir iş birliği içinde hareket etmek zorundayız.

Çünkü burada ortaya koyduğumuz katkı, yalnızca altmış sekiz şirketin ticari faaliyetinden ibaret değil. Bu, doğrudan ülkenin refahını ilgilendiren bir süreçtir. Sağlayacağımız her ilerleme, nihayetinde hepimizin, ülkemizin, milletimizin refahını artıracaktır.