Hasan Meral: Döviz Yok, Kahve Yok: Türk Sigortacılığının Kayıp Yılları

“Durumu anlatma! Otele geldim ve bir kahve istedim. Garson bana, ‘Döviz yok, kahve yok’ dedi. Bunu duyduktan sonra durumu anladım. Sana söz veriyorum, teminat devam edecek, iptal etmiyoruz.”

-Doç. Dr. Hasan Meral

Geçen yazıda, 70’li yıllarda reasürans tekelinin devamı yönünde alınan kararın sektörde yarattığı hayal kırıklığını ele almıştık. Ancak on yılın sonunda sigortacıları bekleyen daha büyük bir sorun vardı. Türkiye’de giderek derinleşen döviz krizi, yalnızca ekonomiyi değil, sigorta şirketlerinin uluslararası reasürans piyasalarıyla ilişkilerini de çıkmaza sürüklüyordu.

1970 yılında, sigorta şirketlerinin uluslararası reasürans piyasalarına doğrudan erişimini büyük ölçüde kısıtlayan yeni bir düzenleme yürürlüğe girdi. Buna göre, sigorta işlemleri kapsamında yurtdışına yapılacak ödemeler artık Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın iznine tâbi hale getirildi. Ancak bu iznin alınabilmesi için yalnızca Merkez Bankası’nın onayı yeterli değildi. Milli Reasürans’ın ilgili sigorta, reasürans veya retrosesyon işlemlerinin Türkiye’de karşılanamayacak durumda olduğunu onaylaması zorunlu hale getirildi.

Ambargo ve döviz krizi

Bu yeni kuralların sektöre etkisi, 1970’lerin ikinci yarısında iyice hissedilir hale geldi. Türkiye’nin giderek artan döviz sıkıntısı, özellikle yurtdışından sağlanan reasürans teminatlarını doğrudan etkiliyordu. Döviz çıkışlarının sıkı denetim altına alınması, sigorta şirketleri ile uluslararası reasürans kuruluşları arasındaki ilişkileri zedelemeye başladı. Reasürörler, Türkiye’den zamanında ödeme alamadıkları için teminatlarını durdurma noktasına geldi. Dönemin şahitlerinden Doğan Sigorta Genel Müdürü Engin Asal’ın anlattığı anekdot, bu sürecin sektöre etkilerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyordu:

“1974 ambargosu sonrası Türkiye’de ciddi bir döviz sıkıntısı vardı ve Merkez Bankası yurt dışına döviz gönderilmesine izin vermiyordu. Bu durum, reasürörlerin teminatlarını durdurma noktasına getirmişti. Sigorta sektörü için kritik olan bu teminatlardan biri bir atom reaktörünün sigortasıyla ilgiliydi. Uluslararası reasürans şirketleri, Türkiye’den ödemelerini alamadıkları için teminatlarını iptal etmeyi düşünüyordu. Tam da bu sırada, British Atomic Energy Commission genel sekreteri, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde bir konferansa katılmak üzere Türkiye’ye gelmişti ve Tarabya’daki bir otelde konaklıyordu. Durumu anlatmak için hemen otele gittim ve karşısına çıktım. Ancak sekreter, sözümü keserek, ‘Durumu anlatma. Buraya geldim ve bir kahve istedim. Garson bana ‘Döviz yok, kahve yok’ dedi. Bunu duyduktan sonra durumu anladım. Sana söz veriyorum, teminat devam edecek, iptal etmiyoruz.’ dedi.”

Sigorta sektöründe tüm bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye ise koalisyon hükümetleri, ekonomik krizler ve toplumsal çatışmaların gölgesinde yeni bir uçurumun eşiğindeydi. 1979’a gelindiğinde döviz rezervleri tükenmiş, ithalat durma noktasına gelmişti. Ülke, Süleyman Demirel’in meşhur ifadesiyle adeta “70 sente muhtaç” olmuştu. Kasım 1979’da açıklanan 24 Ocak Kararları bu tabloyu değiştirmeyi hedefliyordu. Ancak reformlar tam anlamıyla uygulanamadan, 12 Eylül 1980’de gerçekleşen askeri darbe ile Türkiye yeni bir döneme girdi. Böylece bir askeri darbeyle başlayan planlı ekonomi dönemi, yine bir askeri darbeyle sona ermiş oldu.

Sektör için kayıp yıllar: 1960-1980

1960-1980 arasındaki planlı ekonomi döneminde yürütülen politikalar, bazı sektörlerde önemli kazanımlar sağlasa da sigorta sektörü üzerindeki etkileri çoğunlukla olumsuz oldu. Sigortacılığın dünya genelinde büyük bir atılım yaptığı bu dönemde, Türk sigortacılığı ne yazık ki yerinde saydı. Giderek artan devlet müdahaleleri, sigorta sektörünü üretimi kontrol edilen, kazançları sınırlandırılan ve büyüme şansı elinden alınan bir alan haline getirdi.  İşte bu yüzden, söz konusu 20 yılı “kayıp yıllar” olarak adlandırıyoruz.

Türk sigortacılığının hikâyesi elbette burada bitmiyor. 1980 sonrasında finansal serbestleşme, yabancı sermayenin yeniden sektöre girişi ve değişen düzenlemeler, sigortacılıkta yeni bir dönemin kapısını araladı. Hikâyenin devamını Sigorta Strateji YouTube kanalında sevgili Birant Yıldız ile hazırladığımız Sigortanın İzinde programında ele alacağız.

Not: Bu metin, LinkedIn’de yayınlanan Türk Sigortacılığının İzinde isimli bültenin bir
parçasıdır.